Kültür Sanat Edebiyat Şiir

tımarhane duvarı sizce ne demek, tımarhane duvarı size neyi çağrıştırıyor?

tımarhane duvarı terimi Maria Puder tarafından tarihinde eklendi

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    hıyar deme ustam, "salatalık" lütfen kaba duruyor klavyende, yakışıyormu senin gibi bir beyefendiye ;)))))

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Paranın nerde bulunduğu ticaretin nerede yapıldığı değil nasıl yapıldığını bilmek önemli. Hıyar her yerde yetişiyor..

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Hayaldi gerçek oldu...
    Ambargo uyguluyorlar ülkeye üstelik terörist bir ülke...

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Güçlünün hukuku... Terörist örgütleri finans eden ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde bağımsız bir ülkeye darbe girişiminde bulunmak ve bulunanlara destek veren bir ülke gücünü kullanarak yaptığının yanına kar kalması yetmezmiş gibi bir de ambargo uyguluyor... notayı müzik notası ile karıştıranlar utansın..
    Kandırılmadınız enişteniz huzurunuzu sağlamakla ilgili bakanımıza omuz atacak kadar şirazeden kayıp küfür edebiliyorsa devlet ciddiyeti diye bir şey yok demektir. Önce ülkenin eğitimi sonra sağlığı sonra adaleti sonra askeriyesi en sonda iç güvenliği hal edilmek üzere ve darbe yapılırken ülkenin Cumhurbaşkanının yanında biri pişmiş kelle gibi gülücüklerle telefonla konuşursa sonrada ülkenin maliyesi emanet edilirse olacağı bu. Biz bu oyunları ortadoğuda orta avrupada kafkaslarda Latin Amerika çok gördük. Sayın Cumhurbaşkanı gerçekten samimi ise amerikanın varlığı sadece amerikadan ibaret kalır. Hiç bir denizde kayık bile yüzdüremez....

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    çağ atlayanlar arada neleri atladıklarını bilmediklerinden sağlıktan güvenliğe eğitimden ekonomiye, tarımdan teknolojiye her konuda sıfır çekmeye mahkumdur. Kandırılıyorsanız helak olduğunuzdandır. Birazcık Hikmet.. biraz Hak..

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Haydarpaşa Dr istifaları.. Parayı veren düdüğü çalar... Hayaldi gerçek oldu sağlıkta devrim.. Paran varsa yaşarsın... Yeni Türkiye...

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Çocuklar imam hatip lisesini tercih etmedi öğrenciler dışarıda kaldı.. Her yeri imam hatip lisesi etmeye çalışan kafa sonunda bu işin zorla olmayacağını anlayacak mı yoksa zorla dayatacak mı bilinmez. Bilinen şu ki çocuklar istemiyor.

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    82 yaşında ihtiyar bir amacının eşi için anayasal hakkını kullanmak istemesi ters kelepcelenip dövülüp biber gazı sıkılıp kalp krizi geçirilip öldürülmesinin polisin görevleri arasında olması, hatta bu merhum amcanın beyaz kod ile şikayet edilmesi de Dr görevidir.. Savcılık işini yarım bırakmamalı derhal soruşturmayı tamamlayıp gömüldüyse mezarından çıkarıp yargılamalı. Mümkün değilse eşini aynı şekilde gözaltına alıp onu yargılamalı hukuk devletlerinde suç cezasız kalmaz ilkesi gözardı edilmemeli... Haberlerden anlaşılan bu... Paranız yoksa sağlığınız elinizden alınabilir. Yeni Türkiye..

  • Mirii Mirann
    Mirii Mirann

    Topladım karanfilleri tek tek
    Bahçelerde savrulan,
    Koydum güllerin yanına
    Kuş seslerini dinledim sabaha karşı
    Vapur düdüklerinin ardından,
    Deniz gözlü kızlar taşıdım
    Uzaklara limanlardan,
    Kanatlarına takıldım bir kuşun,
    Konuştuk yol boyunca bıkmadan,
    sevdadan.

    ...

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim 31.07.2018 - 03:21

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    beddua etme adile teyze bakarsın tutar.........

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Sancaktepede çöken okul istinat duvarı için bilimsel açıklama belediye başkanından geldi
    "Doğal felaket hepsi Allah'tan "
    Vatandaştan bilimsel yorum "Allah belanızı versin"

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Yaşlı amca eve ambülans isteyince
    "Padişahım sen çok yaşa" da demeyince,
    Hastaneden eve polis gönderilince,
    Polisler amcayı ters kelepceleyince,
    Amcanın kalbi dayanamayıp ölünce,
    Milletin dilinde hamurdama gizlice,
    "Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var"

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Patagonya Cumhuriyeti neresidir?
    Hanımın köyünde cellatına petrol arattıran ülkelere bakınız..

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Dincinin tarikat sevgisi dinsizliğinin örtüsüdür.

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    21 yüz yılda tabiatın sebep olduğu ölümler zannedildiği gibi doğal felaket değil, suçu her seferinde doğa üstü bir güce atfetmeyi marifet sayan insanların cahilliklerini sömüren iktidar oligarşisinin bitmek tükenmek bilmeyen ahlaksız hırsız yobaz yoz düzenlerinin sonucudur.. Tecavüzden zevk alan, kendi tecavüzcüsünü ululayan ölü seviciler topluluğu.. Hiç bir vicdan yüzü koyu öldürülmüş bir çocuğu görmezden gelecek kadar ahlaksız olmamalıdır. Helak oluyorsanız bu yüzdendir.. Kandırıldığınızdan değil...

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan

    Yine kızıl Ay var yine sen kadar güzel değil

  • İrem Başar
    İrem Başar


    Dünden kalan yemekleri ve bayat ekmekleri annem ve babam oturup beraber yerdi ,bize hep mis kokulu tazeleri kalırdı,şimdi bütün kardeşlerim çocuklarına aynısını yapıyor.
    Bir evde anne varsa tüm çocukları kral yada kraliçe,bir evde anne yoksa elin kolun kırık...

    İşte ben sırf bu yüzden gözünde göz yarası olanla yola çıkamam!

  • Mirii Mirann
    Mirii Mirann

    Bir evde anne varsa; ilk önce bayat ekmek yenir. Bir evde anne yoksa, taze ekmek de bayat gelir insana...

  • Maria Puder
    Maria Puder

    hahahhahaha

    Senden de bir şey kaçmıyor Deliciğim :))))))))))))))

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    hele bide hem sarı yeşil gözlü ise vasiyetini hazırla derim.......

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    sarı inek süt vermez, sarı adamdan hayır gelmez duvar bu sözümü unutma sakın :))))))

  • Maria Puder
    Maria Puder 26.07.2018 - 10:27

  • Maria Puder
    Maria Puder

    My name is immortalis. :)))))))))))))))

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    şerefsizim benim aklıma geldiydi korkarsınız ödünüz patlar diye dememiştim madonna sen benden çok yaşayacaksın ;))))

  • Maria Puder
    Maria Puder

    Yelpazesini sevdiğim... bülent ablaya gitsin yelpazeler olummmmmmmmmmmmm :)))

    Deliiiiiiiiii bunlar organ mafyası mı kiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii :)))))))))))))))

  • Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim
    Delirdim Ama Bisor Niye Delirdim

    ne yazıyorsak ellimizle yazıyoruz çok şükür...... yürektir dalaktır karıştırmayın uleeyn.......... iç organcımısınız siz arkadaşım, bilelim yani !!!!!!!!!!!¡

  • İki Baharın Valsi
    İki Baharın Valsi

    ''yüreğine sağlık'' geniş yelpazeli sözcük ;)))

  • Maria Puder
    Maria Puder

    ''Yüreğine sağlık'' nedir arkadaş ya :)))

  • Maria Puder
    Maria Puder

    İÇİMDEKİ POMPEİ-2


    Uyandığında güneşin sıcaklığı gözlerini yakıyordu. Bir eli ile yüzünü kapatırken diğer elinden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. Bir taşın üzerinde yattığını gördüğünde oldukça şaşırdı. ‘’ Ben biraz önce bir barda değil miydim? Neler oluyor böyle?’’ dedi ağlamaklı bir ses tonu ile. Olup biteni anlamaya çalışırken ilk fark ettiği şey az önce üzerinde yattığı şeyin bir taş yatak olduğuydu. Korku ve telaş içinde hem kendi kendine söyleniyor hem de ona neler olduğunu, nerede olduğunu anlamaya çabalıyordu. İçinde olduğu harabeyi gözleri ile tararken duvarlardaki freskleri gördü, bir tanesine yaklaşarak resmin ne anlattığına dikkat etti. Resim oldukça uygunsuz bir yatak sahnesini canlandırıyordu. Duvarlardaki diğer fresklerde o resmin benzerleri idi.

    Yürümeye devam ederken Pompei’nin içinde gezindiğini anladı. Hakkında bir sürü yazı okuduğu, belgeseller izlediği gizemli günah şehri Pompei. Az önce ayrıldığı mekân ise hakkında çok konuşulan Pompei genelevlerinden biri idi. Burada bulunmasının bir anlamı vardı ve o bu nedeni bulmadan oradan ayrılamayacakmış gibi hissediyordu. Düşünceli ve korkmuş bir halde harabe içinde çaresizce gezinirken aslında Napoli müzesinde olduklarını okudukları taş kesilmiş insanların heykelleşmiş hallerinin sanki hala şehirde yaşıyorlarmış gibi yerleştirilmiş olmaları onu daha da ürkütmüştü. Kendi çağının çok üzerinde bir şehirleşme göstermiş olan böyle güzel bir şehrin katili tüm ihtişamı ile işte karşısında duruyordu. ‘’Vezüv, sen tarihteki en eli kanlı katillerden birisisin. Bir Tanrının böyle bir şeyi başlatması için gerçekten çok kızmış olması gerekir. Şimdi şu annesinin kucağında taşlaşmış olan çocuğa bakınca hangi günahı için taş kesildiğini sorgulamadan edemiyor insan. Bizler hangi sevaplarımız için var olmaya devam etme hakkını kazandık? Lut gölünün derinliklerine gömülen onlarca insanın içinde hiç çocuk ve hamile kadın yok muydu? Varsa doğmamış bir çocuğun günahı neydi? Eğer bu iki katliam birer ceza ise çocuklar neden öldüler? ‘’ dedi taş kesilmiş dehşeti yüzünde donup kalmış çocuğa bakarken.

    Elinin karnına götürerek bulunduğu yerde dizlerinin üzerine çökerek haykırmaya başladı. ‘’Aranızda gezinen ben, hepinizin yüküyle cezalandırıldım. Bir günahın meyvesi bedenime emanet edildi ve ben onunla ne yapacağımı bilemiyorum. Sevdiğim adam ondan kurtulmak konusunda hiç tereddüt yaşamadı. Onun ölmesi ile ilgili kararı çok kısa bir sürede ve oldukça soğukkanlı bir şekilde verdi. Bedenimde kurulmuş Pompei’nin tanrısı benim. Yeni bir yaşam inşa edilirken onu kendi ellerimle yok edebilirim. Bunun için kendime onlarca geçerli mazeret üretebilirim. Sonunda bu beden bana ait olduğuna göre içinde kimin ölüp kimin yaşayacağına da ben karar veririm. Bir günahı yok etmek yüzünden kimse beni suçlayamaz. Aksine bundan ibret alınacak pek çok güzel şey üretebilirsiniz. Tıpkı Pompei’nin ve tüm evrenin sahibine yaptığınız gibi beni de haklı bulabilirsiniz. Haklı olmakla güçlü olmanın aynı şey olmadığını kim söyleyebilir?

    Ayağa kalkarak yüksek sesle konuşmaya devam ederken titriyor ve ağlıyordu. ‘’Hiç birinizin içinde iyiliğe dair bir şey kalmamış mıydı? Güzel hayalleriniz, masum umutlarınız, sevgi… Evet, evet sevgi yok muydu hiç? Bir ağaca, bir kuşa, bir çiçeğe, bir çocuğa duyulan sevgilerden sizlerde hiç kalmamıştı öyle mi?’’ Başını ve titreyen ellerini gökyüzüne kaldırıp hala var olduğuna inancını kaybetmediği Yaratıcısı ile konuşmaya başladı. ’’ Dünyanın her yerinden Mısır Koçanlarını Kızartan Koku yayılıyor. Her evin ortasında bir sandık ve içlerinde var olmayan öyküler saklı. Yüzlerce acılı çığlık birer heybeden taşıyor. Senin bize sunduğun gerçekliğin ötesinde var olamadığımız bir dünya vaat ediyorsun. Sürrealist bir tablo hayal ediyorum ve bunun adına Cennet diyorum. Tutkularımızı bize sen vermedin mi? Onları elbette kullanacağımızı zaten bilmiyor muydun? Bunun için taş kesileceksek onları bize neden verdin? Şimdi içimde bir mısır koçanı, içimde bir Pompei, İçimde bir Lut… Tüm yükü omuzlarıma bırakıp bir bebeğin kalemini hiç düşünmeden kıran bir sevgili… Neden, ha neden? Bir rüyaya uyanmaktan bahsedilirken kastedilen bu değildi eminim. Tüm kâğıt kesiği geçmişlerin izini şimdi benim rahmime bıraktılar. Yüzlerce çığlığı hissetmek yeterince ağır bir ceza değil miydi? Söylesene şimdi ben bu bebekle ne yapacağım? ‘’

    Ağlamaktan ve haykırmaktan bitkin düşmüş bir halde bir yıkıntının köşesine oturup kıvrıldı. Okuduğu kitabın bazı cümleleri aklına geliyordu. “Gerçekleşmesi pekâlâ mümkün olduğu halde başkaları yüzünden imkânsız olan şeyler bence insanların en büyük acısı”. Bu cümlenin gerçekliğine ne kadar güzel denk düştüğünü görünce yazara çok daha yakın hissetti kendini. ‘’Şimdi o yanan köylerin vicdanı benim içimi yakıyor’’ dedi. İnsan olmaktan nefret edecek kadar çok yaşamak zorunda kalmasa idik keşke. Görebilmek bir lanettir. Kendimizi ırklara, dinlere, ten rengine göre ayırdığımız yetmemiş gibi her birimiz bir yığın ahlak ve toplum kuralına tapar hale gelmişiz. Evlilik dışı bir gebeliğin ortadan kalkması tüm bu kuralların işleyişinin devamı için gereklidir. Doğma ve yaşama hakkını elinden aldığımız bir candan çok daha önemli diğer şeyler. Böyle bir Dünyamı bizim istediğimiz? O zaman neden hepimiz taş kesilmiyoruz? ‘’ dedi sessizce…

    Zaman geçtikçe çaresizliği artıyor ve bulunduğu yere nasıl ve neden getirildiğini hala bilmiyordu. Etrafında tek bir tel örgü olmamasına rağmen kendini mahkûm gibi hissediyordu. Şimdi oradan koşarak ayrılsa etrafında onu engelleyecek hiçbir şey yoktu. Ama o hiçbir yere gidemiyordu. Görünmez mahkûmiyetinin aslında yaşadığı hayattan pek bir farkı yoktu. Şimdiki gibi kendisine ürettiği bir sürü korku ve çekince nedeni ile kendi hayatında mahkûmdu. Yüreğine saplanmış kum saati paramparça olmuş camdan kuşu besliyordu.

    ‘’Yürümeliyim’’ dedi içinden. Yeniden ayağa kalkıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. Yürüdükçe hep aynı yere vardığının farkına varmadan uzun süre yürüdü. Yürüdükçe geçmişini hatırlamaya başladı. Serkan ile bir kitapçıda yaşadıkları anıyı hatırladı. Gülümserken o günü yeniden gözlerinin önüne getirdi. Aradıkları kitabı bulduklarında ikisi de çok sevinmişti. Kitaba ilk o uzanmış ve heyecanla eline alıp ilk sayfasını açmıştı. Kafa kafaya verip ilk cümleyi okuduklarında birbirlerine bakıp gülüşmüşlerdi.
    - Bu kitap zorlu bir yolculuk olacak sevgilim.
    - Evet, ama ona ilk dokunan ben olduğum için ilk okuyanda ben olacağım Serkan . Anlaştık mı sevgilim?
    - Hop! Yok, öyle bir kural. Eğer bu kitabı ilk okuyan sen olmak istiyorsan eve gidene kadar bu ilk cümleyi ezberlemiş olacaksın. Bunu becerebilirsen hem kitabı ilk sen okursun, hem de sofrayı ben hazırlarım. Anlaştık mı?
    - “Karrer delirmeden önce, sadece Çarşamba günü Oehler’le yürüdüğüm halde, şimdi Karrer delirdikten sonra pazartesi de Oehler’le yürüyorum. Karrer benimle pazartesi yürüdüğü için, siz Karrer artık benimle pazartesi yürümediği için, pazartesi de benimle yürüyorsunuz, diyor Oehler, Karrer delirip hemen yukarıdaki Steinhof’a gittiği için…” Thomas Bernhard, bunu bana neden yaptın dostum? Aşkım bu cümle bir saatlik yolda nasıl ezberlenir? Eskiden olsa kolaydı ama artık ezber konusunda o kadar iyi değilim. Hem, bu cümle çok karmaşık.
    - Cümleyi ışık hızıyla anlayan bir beynin var ve aynı hızla ezberleyeceğine adım gibi eminim. Hadi bakalım mızıkçılık yok.

    Hatırladığı anı bir siluete dönüşüp silinirken yürümekten kan ter içinde kaldığını ancak fark etmişti. Kendisini çok güçsüz hissediyordu. Önce çok uzaktan adının seslendiğini duydu. Ses gittikçe güçlenirken o kendinden geçiyordu. Uyandığında bir hastane yatağında idi. Başında bardaki Mehmet ve Elif duruyordu ve aynı sıcaklıkla kendisine gülümsüyorlardı.
    - Uyanmana sevindim madam. Sayıklamaların bizi korkuttu. Neyse ki her şey bitti. Artık iyisin.
    - Ben neredeyim? Ne oldu bana?
    - Hım! Sanırım anestezinin etkisi hala biraz devam ediyor. Ben, doktorun Mehmet ve bu güzel hanımda hemşiren Elif. Bize sekiz haftalık gebeliğini sonlandırmak için geldin. Biz de sana yardımcı olduk. Operasyon sorunsuz bir şekilde geçti. Birkaç saat sonra taburcu olabilirsin. Şimdi hatırladın mı?
    - Evet! Yalnız yürümenin dehşeti hakkında bir fikriniz yok. Bu nedenle gülümseyebiliyorsunuz. Lütfen beni yalnız bırakın.


    ’bir şey yaparsak, yaptığımız şeyin bir hainlik, bir alçaklık, bir utanmazlık, çok büyük bir ümitsizlik olduğunu söylemek zorunda kalıncaya kadar yaptığımız şeyi düşünürüz, yaptığımızın doğal olarak yanlış olduğu açıktır. böylece her gün bizim için cehenneme dönüşür, istesek de istemesek de ve düşündüğümüz şeyi onun için gereken soğukkanlı düşünceye ve keskin zekaya sahip olarak aklımızdan geçirirsek, her durumda da bir hainliğe ve alçaklığa ve gereksizliğe varırız, bu da bizi dehşet verici biçimde bunaltır. çünkü düşünülen her şey gereksizdir.’
    Thomas Bernhard


    D...