Bi aralar Geçici Bir Süre Ölümü Yaşayanlar'ın kurduğu bi derneğe sırf meraktan gitmiştim.Kimine göre beyaz ışığı bulmak, kimine göre ölen bir akrabanın çağırması....İyide esas olan o ışığın sonrası yada ölen akrabamın beni çağırdıktan sonra bana neyapacağı. Sonra dedimki kendime neyse ne nasılolsa bigün sende tanışacaksın ölümle şimdi bilsem neye yarar, başıma gelince bilsem neye yarar.İnandığım bişey var aslında şimdi ölüyüz ve orda canlanacağız.
OLUM Insanda dahil butun organizmalarin,yasamsal karakterinin farklilasmasi olayina olum adini vermisiz,haraket,konusma çevreyi tanima,suurlulugun kaybolmasi,butun duygusal ve fiziksel baglamdaki edilgen ve etken olusun sonudur olum.Oysa biyolojik anlamda bir farklilasim olarakta yorumlayabiliriz olumu,Ornegin çurume basladiginda bir takim mikro organizmalarin dogumunada neden olmaktadir,o halde organizma metamorfaza ugrayip,farklilasmaktadir. Oldu dedigimiz yaratiktan baska bir takim yaratiklar uremektedir.Onceki yaratiktan canli bir takim seyler yasamaktadir. O halde onceki olen yaratik baska bir yasam birimine hatta bir çok yasam birimine donusmus olarak hayata devam edebilmektedir.O halde olum degilde baskalasimmi dememiz gerekir? Sprituel anlamda soylenecekte bir yigin sey olacagindan olen organizmadan ayrilan enerjinin ne oldugu hakkinda ise bir yigin tartisma soz konusudur.Fiziksel olume baska bir objektiften baktigimizda farkli yaklasimlarida goz ardi edemeyiz sevgiler UGUR KESIM
Ölum bazen halaylarla karsilariz, bazen isyanlarla, bazense eylemlerle. Ölumun ben icin var olus nasil genis kavramsa. ÖLumde ben icin genis ve derindir. Öldugum gun kendimi gercek anlamda özgur ve bir butun hisederim dogamla topragimla.Ondan belki Atesin ve Topragin Kiziyim
soğuk nefesimi kulaklarımda hissederken ürperen bedenimin titreyişi, gözlerimdeki hüzün,bileğimden akan kan, damarlarımdaki alkol... ölümün kıyafeti... giyisilerini giyinmiş hazır bedenim cengi bekler durumda...sürgün olmuş, ruhum nasır tutmuş pas tutmuş ağlamaktan bedenim hissetmez küçük dokunuşları çakılmazsa bir kazık bu kalbe... bir selam gönder hayalet bakışlarından, dönülemeyen geri imkansızlar şehrinden...şehri istanbul...bir selam gönder hayalet bakışlarından donuk gözlerime...bir selam gönder çatlamış dudaklarıma...özledim seni daha ne kadar uzaktasın bana...göz yaşlarımın tadı hala aynı dudaklarımdan akar...daha ne kadar sürer bu acı...
.... Bir gün ölümü beğenmeyecekseniz dikkat! ölmeyin kolayla Kadınlara sarkıntılık edin, hoşa giden bardaklar satın alin Ya da bir aptalın yalnızlığını secin, çiçek sulamakla olsun bu Tıkır da tıkır isleyen apartmanlar vardır ya, sakin ha Ya da her sabah Göğe bir yüz metre kollarınızla. Edip Cansever
Zavallı kız... Daha çok gençmiş... Küçücük elleri var... Küçücük bir burnu ve küçücük göğüsleri var... Bugüne dek binlerce değişik ölü bedeni yıkadım... Parçalanmış cesetler gördüm; erimiş,derisi kemiklerine yapışmış, daha yaşarken çürümüş cesetler yıkadım... Ama hiç biri düşlerime girmedi... Umursamadım bile tek bir tanesini.... Ama şimdi asil bir genç kız yüzü çıkmıyor hiç düşlerimden; başı bedeninden ayrılmış bir genç kız yüzü...
aklımdan çok uzaktasın, aslında bana hiç olmadığın kadar daha yakın...adımlarım daha temkinli, yoluna çıkmamak için daha ürkek... korkar oldum artık senden, karşına geçip dikilemez oldum,meydan okuyamıyorum artık ne sana ne kardeşin olan hayata,boyun eğiyorum... tüm yasaklara kabul, tüm kurallara razı, tüm şartları yerine getiriyorum... asi çocuğu öldürdüm içimdeki, hep baş kaldıran, karşına dikilen o çocuğu... düşlerimden ve düşüncelerimde uzaktasın artık, ama bana hiç olmadığın kadar daha yakın...
Buraya ilk geldiğim zaman kendimi çok yalnız hissettim. Çok kederliydim ve bana anlayış gösterilmesini bekliyordum. Bu olmadı. Sadece vücutları benim kadar kötü berelenmiş binlerce başka insan gördüm. Bana bir numara verildi ve 'trafik kazasından ölümler' bölümüne gönderildim. Kazanın nasıl olduğu önemli değil. Avarelik ediyor, hızlı gidiyor çılgın hareketler yapıyordum. Hatırladığım en son şey çok yavaş ilerleyen yaşlı bir kadının önüne geçtiğimdi. Sonra bir çarpışma sesi duydum ve müthiş bir sarsıntı hissettim. Her yer cam ve çelik parçaları ile dolmuştu. Bedenimin sanki içi dışına çıkmıştı. Birisi haykırıyordu. Bu galiba bendim. Sonra birden uyandım. Etraf çok sessizdi. Bir polis memuru basımda duruyordu. Derken bir doktor gördüm. Bedenim paramparçaydı. Her tarafım kan içindeydi. Bir suru yerime cam parçaları saplanmıştı. Çok tuhaftı, çünkü hiç bir şey hissetmiyordum. Ay yy, durun neden o çarşafı yüzüme örtüyorsunuz? Ölmem mümkün değil. Daha henüz 17 yaşındayım. Bu gece bir kızla randevum var. Önümde upuzun bir hayat var. Daha ben ne yaşadım ki? Hayır, ölmüş olamam. Sonra beni uzun bir çekmeceye yerleştirdiler. Ailem beni teşhis etmeye geldi. Neden beni böyle görmek zorunda kaldılar? Neden, annem hayatında başına gelen en zor şeyi yasarken onun gözlerine bakmak zorundaydım? Babam birdenbire ihtiyarlamış gibiydi. Sorumlu kişiye, 'Evet bizim oğlumuz' dedi. Cenaze töreni çok garipti. Butun akrabalarım ve arkadaşlarım tabutumun yanına geldiler ve bana hiç görmediğim kadar üzgün gözlerle baktılar. Arkadaşlarımın bazıları ağlıyordu. Lütfen birisi beni uyandırsın. Beni buradan çıkarın. Annemi ve babamı bu kadar üzgün görmeye dayanamıyorum. Büyükannem ve büyükbabam o kadar bitkinler ki yürüyemiyorlar. Kız ve erkek kardeşlerim hayalet gibi dolaşıyorlar. Herkes bir şaşkınlık içinde. Herkes beni dinlesin. Kimse buna inanamıyor. Ben de inanamıyorum. Lütfen beni gömmeyin! Ben ölmedim! Benim daha yapacak çok şeyim var. Tekrar gülmek koşmak istiyorum. Lütfen beni toprağa vermeyin. Tanrım, sana söz veriyorum, bana bir şans daha verirsen, dünyanın en dikkatli sürücüsü ben olacağım. Tek istediğim bir şans daha verilmesi. Lütfen tanrım
Ölüm yeniden doğmaktır.1.si annemizin karnından 2.si dünyadan. Bir yazarın dediği gibi insan öleceğini bilerek yaşayan en mükemmel varıktır. Ölüm görüntüdedir fakat ölümbirsürü noktayı da beraberinde getirir ve yaşam devam eder biz çoğoldıkça
Bakma bana öyle derin İşim olmaz senle benim Hiç bu kadar sevilmedin Gözlerinden okuyorum Haberin yok ölüyorum Sorma bana nerelisin Ne içersin ne giyersin Derdim sana derman osun Ben gönülden okuyorum Haberin yok ölüyorum Azdı yine deli gönül Üzerine geliyorum Geçti yine boş bir ömür Ellerinden öpüyorum Haberin yok ölüyorum Haberin yok ölüyorum Sen gelirken ben gidiyorum Dermanım yok ölüyorum Ayrılırken ben içiyorum
Al beni, al beni Götür burdan uzaklara Al beni, al beni Uçur yukarılara Biliyorum sende farkındasın Çok zor Gözlerin yalan söylemiyor Biliyorum sende farkındasın Çok zor Al beni, al beni Götür burdan uzaklara Al beni, al beni Uçur yukarılara
Nedir bu doyumsuzluk? Neden bu, bu kadar endişe verici? Neden yok olmak kaybolup gitmek işlerine gelmez bu insanların? Neden ille de bir sonrasına gerek duyulmuş? Nedir bırakıp gidemediğimiz? Doymayan gözümüzün, toprağın doyurmasımıdır itici olan?
Sen şiirleri sevmeye devam et,yalan olduklarını bile bile sev onları. Çünki onlar sana hiçbirşey vermeyecektir.Onlar insanın bir parçasının kaybolurken,sanden kopup giderken kazandığı bir anlamdır.Duygularımızın en usta hırsız tarafından sömürülüken söylediği baş döndürücü yalanları karşısında seve seve feda etmektir içeriğimizi.okadar güzel bir yalan ki bu,feda ettiklerim için hiç pişman olmadım. Bu nedenle 'seni unutursam,bil ki kendimden vazgeçmişimdir' diye başlayan her şiirde,aslında çaresizlikler sesinin boğukluğundan bülbüle sataşıyor demektir.Aslında çaresizlikler bu denli ucube görünümlü olduğu için bülbül kibirlidir.Nilüfer bu kadar güzel olduğu için dertlerin adı cüzzamlı bir yaşlı kadını anımsatır.Şiirler bunun için bataklık güzelidir.Dert,hastalık,yalnızlık,yoksulluk,sefillik vs. vs. denilen 72 yaşındaki çirkin yaşlı cadının,17 yaşındaki taze dudaklarıdır,şiir. Mutluluğun şiiri yok.Var diyenler şiirden daha büyük yalan söylemiş olurlar. Yalan dünyada herşey ancak bukadar gerçek olabiliyor.
İŞTE BÖYLE YAZILIR: Maskelerimi layık olduğu yere gönderirken,yani cehennemin ateşine atarken nelerden vazgeçtiğimi çok iyi biliyordum.Ama kendi yüzümü görmek zorundaydım.Ben buyum,o kadarda kötü değil yüzüm diyerek herkese göstermekten çekinmedim.Artık yazı yazarken dinimi,milletimi,hatta kendimi bile bir kenara koyarak oturuyorum masaya.Masanın sağında tanrı,solunda şeytan oturuyor ve ben ikisinin arasında yazıyorum,anlıyacağın çapraz ateş altında çıkıyor bu yazılar.sadece tanrı daha olgun ve şeytan daha çoşkulu.yazarken şeytan elleriyle sırtımı belimden omuzlarıma kadar sıvazlıyor ve tanrı saçlarımı okşuyor.Tanrı kulağıma eğilip 'sakin ol,daha büyüyeceksin,hırçınlaşmana gerek yok,tatlı tatlı yaz bakayım kalbinin döküntülerinden,içinde hala masum bir çocuk var,onu incitme.' diyor,şeytan ise 'ateşini at ortaya,yansın kalemin kağıdın,parçala göğsünü ki çıksın ortaya feryadın,aksın asi kızıl kanın,içinde hala vahşi bir canavar var,çıkart onu,yıksın her yeri,her düzeni.' diyor.
Huzuru kim ister ki.Huzur hep huzursuzluğun geleceğini beklemek demektir,çaktırmadan içten içe bir endişedir huzur.İçimdeki sesler olmasa ben ne yapardım.Sence ben hep doğru şeyler yapmak istiyormuyum sanıyorsun.Allah sadece seyreder,çünki bunlar onun için çok önemsiz,basit ama olması gereken şeylerdir.Arada sırada konuşuyorum ben onunla,her nekadar bana pek kulak asmasada.Zaten ben ispat çabası içerisinde olmadığım için,duğalarım yakarma olmadığı için benimle konuşmak onunda hoşuna gidiyordur eminim.Ben kırıp dökerim ama asla çevremi değil,kendimi. O kadar korkma en azından düşünürken sınırsız ol.ben Allahtan da,şeytandanda kopamam.
Ben buyum,okyanusun ortasında,suyun içinde inanılmaz bir alev topu saklıyorum.ne buzulları eritiyorum,nede ateşi söndürüyorum.Keşke yakınımda olsan da oturup muhabbet etsek.Aslında ben fazla konuşkan biri değilim,hatta gayet sessizimdir.Ama masanın başına oturunca birden dilim kalemime kenetleniyor.Görsen burada gökler nasıl iç içe,bilsen insanlar nasıl dipdibe artı ve eksi gibi ruhları kayıp bir bilsen ve tabiki birde sen... Sevdalar nasıl park yerinde unutulur bir anlasan,her gece eski yaralar nasıl kanar bir görsen,ılık ılık bedenimin çukurluklarında birikir,bir dokunsan... Güç yetmez el işine,en ağır yüklerin altına girer,gece gündüz çalışırsın,uyku gözlerini bürür,soğukta ellerin tutmaz,güneşin altında yanarsın,bir terlesen.Koşturmaktan ayak tabanların sızlar,sen her şeye eyvallah derken arkanda seni sevenler senden daha çok üzülür sen acıyı hisedemezken,bir sızlasan.Her otobüs penceresi senin yitirilmesi beklenen hayal perdendir,bir duraklık ömrü varken sen telaş içinde kiremitlerini dizmeye koyulursun belki daha sonra yeniden hatırlarım diye,bir yıkılsan.Baharla yeşerir heveslerin,yazın terlersin,son baharla hüzünlenir ve kışta üşürsün,bir donsan.Su beklersin kara bulutlardan,üstüme ağlasın dersin,kapitalizmin içinde sevdanı bir çırpıda silersin,matik dizayn edilmiş yeni sevgilerine ayak uydurur,aşkını nakite çevirirsin,yetmediği yerde bozdurursun,eklersin,birde makbuz alsan. Yani uzun lafın kısası,sen benim gönül köşkümde tek bakiye msin.Haa unuttum,herzaman yaptığım gibi,birde ben varım,sigaramı söndürdükten sonra kalavyenin başından kalkan.
__________________ Sanki mahşer yerinde,Tanrının huzurunda sorguya çekilen bir günahkarın,Tanrının dudaklarından sızan af dözcüklerini pür dikkat dinler gibi dinliyorum yüreğinizin sesini.
Siz her gün ıspanak yemeği yemekten her ne kadar yakınsanızda,başka bir yemeğin lezzetinden korkan insanlarsınız. Size tavsiyem; Sanki başka bir lezzet çeşidine damağınızda yer varmış gibi lütfen ıspanak yemeğinden yakınmayın. Çünki Acılı kebap sizin ağzınızı yakar ve künefe ise korkusuzca doyasıya şekeri sevmenizi gerektirir,ardından bir bardak soğuk su içmeyi göze alacak kadar.Suyla ağzınızı çalkalatıp,lezzeti hafızanızda yaşatabilecek kadar cesur olmak gerek.
Bulutlar yağmurunu benden esirgediği vakittir,şimşeklerimin kurak topraklarımda huzura yol aldığı an.Hangi bedenin şehvet yağmurları hayat verecek kıraç tenime bilinmez.Tohumlarım kifayesizce yeşerir günahkar topraklarda ve ben hangi pişmanlığın koynunda bir gece yarısı izdivaya çekilsem,döşeğim olur cehennem ateşi.Izdıraplar içinde her Tanrıya sığınışımda,beni sırdaşı bilen şeytanımı sırtından bıçaklayışımdır.Nezaman in'ime dönsem,şeytan güleç bir yüzün perdelediği,intikam dolu yüreğinden beslenen heyecandan parlayan gözleriyle yüzüme bakar ve sana kucağım hep açıktır der. Benim Tanrı ve şeytan arasında bukadar rekabet meselesi olmamın sebebi ise,fazla özgür ve ikisinede şah damarları kadar yakın olmamdır.Hiçbir zaman tam olarak ikisininde olmadı ruhum.İkisindende sakladığım hep bir in'im var benim,yanlızca benim çünki ben insanım. insan olmanın en avantajlı yönüde budur belkide,Özgür iraden var ve herzaman seçim hakkı senin. İnanılmaz bir kudret ile herşeye kafa tutabilirsin.seni yaratana bile,bile belkide ona en çok sen inandığın halde inat olsun diye inanmıyorum diyebilirsin. Kötü bir huy olsa gerek.
Orhan veli'nin serseriliği üstüme düşmüş iken,hangi efkar beni susturur.Ben birazda sen iken,tanrı bukadar sessiz iken,şeytan bukadar zeki iken,beni hangi şanslı ve salak,iyi roldeki baş aktör kurtarabilir?
Gidiyorum, yarım kalan sözlerin merakına düştükten sonra belki yaşanacak aşkların gizlisinde kalırım belki kavgalara bilemem düşlere bulaşırım meraklanma sen yinede bir tutam güneş olacak koynumda
yeterki yeterki leke değmesin gül tenli ellerimize sevdalar yaşamak içindir ölümde yakışır bize ----- -Ahmet Can Akyol
Bi aralar Geçici Bir Süre Ölümü Yaşayanlar'ın kurduğu bi derneğe sırf meraktan gitmiştim.Kimine göre beyaz ışığı bulmak, kimine göre ölen bir akrabanın çağırması....İyide esas olan o ışığın sonrası yada ölen akrabamın beni çağırdıktan sonra bana neyapacağı. Sonra dedimki kendime neyse ne nasılolsa bigün sende tanışacaksın ölümle şimdi bilsem neye yarar, başıma gelince bilsem neye yarar.İnandığım bişey var aslında şimdi ölüyüz ve orda canlanacağız.
Bir kac gün daha! !
Bekleyelim o bizi bulacak
OLUM
Insanda dahil butun organizmalarin,yasamsal karakterinin farklilasmasi olayina olum adini vermisiz,haraket,konusma çevreyi tanima,suurlulugun kaybolmasi,butun duygusal ve fiziksel baglamdaki edilgen ve etken olusun sonudur olum.Oysa biyolojik anlamda bir farklilasim olarakta yorumlayabiliriz olumu,Ornegin çurume basladiginda bir takim mikro organizmalarin dogumunada neden olmaktadir,o halde organizma metamorfaza ugrayip,farklilasmaktadir. Oldu dedigimiz yaratiktan baska bir takim yaratiklar uremektedir.Onceki yaratiktan canli bir takim seyler yasamaktadir. O halde onceki olen yaratik baska bir yasam birimine
hatta bir çok yasam birimine donusmus olarak hayata devam edebilmektedir.O halde olum degilde baskalasimmi dememiz gerekir?
Sprituel anlamda soylenecekte bir yigin sey olacagindan olen organizmadan ayrilan enerjinin ne oldugu hakkinda ise bir yigin tartisma soz konusudur.Fiziksel olume baska bir objektiften baktigimizda farkli
yaklasimlarida goz ardi edemeyiz sevgiler UGUR KESIM
Vuslat...
Ölum bazen halaylarla karsilariz, bazen isyanlarla, bazense eylemlerle. Ölumun ben icin var olus nasil genis kavramsa. ÖLumde ben icin genis ve derindir. Öldugum gun kendimi gercek anlamda özgur ve bir butun hisederim dogamla topragimla.Ondan belki Atesin ve Topragin Kiziyim
varoluş...ölüm...ikiside aynı şey değil mi zaten....
kondurduğu bir öpücüktü ensemde...
soğuk nefesimi kulaklarımda hissederken ürperen bedenimin titreyişi,
gözlerimdeki hüzün,bileğimden akan kan, damarlarımdaki alkol...
ölümün kıyafeti...
giyisilerini giyinmiş hazır bedenim cengi bekler durumda...sürgün olmuş, ruhum nasır tutmuş pas tutmuş ağlamaktan bedenim hissetmez küçük dokunuşları çakılmazsa bir kazık bu kalbe...
bir selam gönder hayalet bakışlarından, dönülemeyen geri imkansızlar şehrinden...şehri istanbul...bir selam gönder hayalet bakışlarından donuk gözlerime...bir selam gönder çatlamış dudaklarıma...özledim seni daha ne kadar uzaktasın bana...göz yaşlarımın tadı hala aynı dudaklarımdan akar...daha ne kadar sürer bu acı...
Bir gün akşam olur, biz de gideriz,
Kalır dudaklarda şarkımız bizim...
....
Bir gün ölümü beğenmeyecekseniz dikkat! ölmeyin kolayla
Kadınlara sarkıntılık edin, hoşa giden bardaklar satın alin
Ya da bir aptalın yalnızlığını secin, çiçek sulamakla olsun bu
Tıkır da tıkır isleyen apartmanlar vardır ya, sakin ha
Ya da her sabah
Göğe bir yüz metre kollarınızla.
Edip Cansever
Zavallı kız... Daha çok gençmiş... Küçücük elleri var... Küçücük bir burnu ve küçücük göğüsleri var... Bugüne dek binlerce değişik ölü bedeni yıkadım... Parçalanmış cesetler gördüm; erimiş,derisi kemiklerine yapışmış, daha yaşarken çürümüş cesetler yıkadım... Ama hiç biri düşlerime girmedi... Umursamadım bile tek bir tanesini.... Ama şimdi asil bir genç kız yüzü çıkmıyor hiç düşlerimden; başı bedeninden ayrılmış bir genç kız yüzü...
Başını bedenine ben diktim...
Çaresizin, güçlüye boyun eğişi gibi kabullendim her şeyi, başım yere eğildi... Sanırım ölmüştüm...
suç yok,suçlu
yok
hayat böyle
anladım
aşk yok artık
yok ama
zamanla alıştım
senle ben hep böyle
kalacağız
gitgide eriyip
yok olacağız
yavaş
yavaş
sorma neden
niçin
herşey yalnızlıktan
bak güzel bir gün
ölmek için
düş yok, gerçek yok
bak sonunda anladım
yaz yok
kış yok
artık zamanı
karıştırdım
sorma neden
niçin
herşey yalnızlıktan
bak güzel bir gün
ölmek için
Teoman / Lyrics
aklımdan çok uzaktasın, aslında bana hiç olmadığın kadar daha yakın...adımlarım daha temkinli, yoluna çıkmamak için daha ürkek...
korkar oldum artık senden, karşına geçip dikilemez oldum,meydan okuyamıyorum artık ne sana ne kardeşin olan hayata,boyun eğiyorum...
tüm yasaklara kabul, tüm kurallara razı, tüm şartları yerine getiriyorum...
asi çocuğu öldürdüm içimdeki, hep baş kaldıran, karşına dikilen o çocuğu...
düşlerimden ve düşüncelerimde uzaktasın artık, ama bana hiç olmadığın kadar daha yakın...
Buraya ilk geldiğim zaman kendimi çok yalnız hissettim. Çok kederliydim ve bana anlayış gösterilmesini bekliyordum. Bu olmadı. Sadece vücutları benim kadar kötü berelenmiş binlerce başka insan gördüm. Bana bir numara verildi ve 'trafik kazasından ölümler' bölümüne gönderildim. Kazanın nasıl olduğu önemli değil. Avarelik ediyor, hızlı gidiyor çılgın hareketler yapıyordum. Hatırladığım en son şey çok yavaş ilerleyen yaşlı bir kadının önüne geçtiğimdi. Sonra bir çarpışma sesi duydum ve müthiş bir sarsıntı hissettim. Her yer cam ve çelik parçaları ile dolmuştu. Bedenimin sanki içi dışına çıkmıştı. Birisi haykırıyordu. Bu galiba bendim. Sonra birden uyandım. Etraf çok sessizdi. Bir polis memuru basımda duruyordu. Derken bir doktor gördüm. Bedenim paramparçaydı. Her tarafım kan içindeydi. Bir suru yerime cam parçaları saplanmıştı. Çok tuhaftı, çünkü hiç bir şey hissetmiyordum. Ay yy, durun neden o çarşafı yüzüme örtüyorsunuz? Ölmem mümkün değil. Daha henüz 17 yaşındayım. Bu gece bir kızla randevum var. Önümde upuzun bir hayat var. Daha ben ne yaşadım ki? Hayır, ölmüş olamam. Sonra beni uzun bir çekmeceye yerleştirdiler. Ailem beni teşhis etmeye geldi. Neden beni böyle görmek zorunda kaldılar? Neden, annem hayatında başına gelen en zor şeyi yasarken onun gözlerine bakmak zorundaydım? Babam birdenbire ihtiyarlamış gibiydi. Sorumlu kişiye, 'Evet bizim oğlumuz' dedi. Cenaze töreni çok garipti. Butun akrabalarım ve arkadaşlarım tabutumun yanına geldiler ve bana hiç görmediğim kadar üzgün gözlerle baktılar. Arkadaşlarımın bazıları ağlıyordu. Lütfen birisi beni uyandırsın. Beni buradan çıkarın. Annemi ve babamı bu kadar üzgün görmeye dayanamıyorum. Büyükannem ve büyükbabam o kadar bitkinler ki yürüyemiyorlar. Kız ve erkek kardeşlerim hayalet gibi dolaşıyorlar. Herkes bir şaşkınlık içinde. Herkes beni dinlesin. Kimse buna inanamıyor. Ben de inanamıyorum. Lütfen beni gömmeyin! Ben ölmedim! Benim daha yapacak çok şeyim var. Tekrar gülmek koşmak istiyorum. Lütfen beni toprağa vermeyin. Tanrım, sana söz veriyorum, bana bir şans daha verirsen, dünyanın en dikkatli sürücüsü ben olacağım. Tek istediğim bir şans daha verilmesi. Lütfen tanrım
Ölüm yeniden doğmaktır.1.si annemizin karnından 2.si dünyadan. Bir yazarın dediği gibi insan öleceğini bilerek yaşayan en mükemmel varıktır. Ölüm görüntüdedir fakat ölümbirsürü noktayı da beraberinde getirir ve yaşam devam eder biz çoğoldıkça
Bakma bana öyle derin
İşim olmaz senle benim
Hiç bu kadar sevilmedin
Gözlerinden okuyorum
Haberin yok ölüyorum
Sorma bana nerelisin
Ne içersin ne giyersin
Derdim sana derman osun
Ben gönülden okuyorum
Haberin yok ölüyorum
Azdı yine deli gönül
Üzerine geliyorum
Geçti yine boş bir ömür
Ellerinden öpüyorum
Haberin yok ölüyorum
Haberin yok ölüyorum
Sen gelirken ben gidiyorum
Dermanım yok ölüyorum
Ayrılırken ben içiyorum
Al beni, al beni
Götür burdan uzaklara
Al beni, al beni
Uçur yukarılara
Biliyorum sende farkındasın
Çok zor
Gözlerin yalan söylemiyor
Biliyorum sende farkındasın
Çok zor
Al beni, al beni
Götür burdan uzaklara
Al beni, al beni
Uçur yukarılara
İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.
hayyo
Nedir bu doyumsuzluk?
Neden bu, bu kadar endişe verici?
Neden yok olmak kaybolup gitmek işlerine gelmez bu insanların?
Neden ille de bir sonrasına gerek duyulmuş?
Nedir bırakıp gidemediğimiz?
Doymayan gözümüzün, toprağın doyurmasımıdır itici olan?
ÖLÜM...
Baska bir dünyanin giris kapisinin TEK anahtari.
Sen şiirleri sevmeye devam et,yalan olduklarını bile bile sev onları.
Çünki onlar sana hiçbirşey vermeyecektir.Onlar insanın bir parçasının kaybolurken,sanden kopup giderken kazandığı bir anlamdır.Duygularımızın en usta hırsız tarafından sömürülüken söylediği baş döndürücü yalanları karşısında seve seve feda etmektir içeriğimizi.okadar güzel bir yalan ki bu,feda ettiklerim için hiç pişman olmadım.
Bu nedenle 'seni unutursam,bil ki kendimden vazgeçmişimdir' diye başlayan her şiirde,aslında çaresizlikler sesinin boğukluğundan bülbüle sataşıyor demektir.Aslında çaresizlikler bu denli ucube görünümlü olduğu için bülbül kibirlidir.Nilüfer bu kadar güzel olduğu için dertlerin adı cüzzamlı bir yaşlı kadını anımsatır.Şiirler bunun için bataklık güzelidir.Dert,hastalık,yalnızlık,yoksulluk,sefillik vs. vs. denilen 72 yaşındaki çirkin yaşlı cadının,17 yaşındaki taze dudaklarıdır,şiir.
Mutluluğun şiiri yok.Var diyenler şiirden daha büyük yalan söylemiş olurlar.
Yalan dünyada herşey ancak bukadar gerçek olabiliyor.
İŞTE BÖYLE YAZILIR: Maskelerimi layık olduğu yere gönderirken,yani cehennemin ateşine atarken nelerden vazgeçtiğimi çok iyi biliyordum.Ama kendi yüzümü görmek zorundaydım.Ben buyum,o kadarda kötü değil yüzüm diyerek herkese göstermekten çekinmedim.Artık yazı yazarken dinimi,milletimi,hatta kendimi bile bir kenara koyarak oturuyorum masaya.Masanın sağında tanrı,solunda şeytan oturuyor ve ben ikisinin arasında yazıyorum,anlıyacağın çapraz ateş altında çıkıyor bu yazılar.sadece tanrı daha olgun ve şeytan daha çoşkulu.yazarken şeytan elleriyle sırtımı belimden omuzlarıma kadar sıvazlıyor ve tanrı saçlarımı okşuyor.Tanrı kulağıma eğilip 'sakin ol,daha büyüyeceksin,hırçınlaşmana gerek yok,tatlı tatlı yaz bakayım kalbinin döküntülerinden,içinde hala masum bir çocuk var,onu incitme.' diyor,şeytan ise 'ateşini at ortaya,yansın kalemin kağıdın,parçala göğsünü ki çıksın ortaya feryadın,aksın asi kızıl kanın,içinde hala vahşi bir canavar var,çıkart onu,yıksın her yeri,her düzeni.' diyor.
Huzuru kim ister ki.Huzur hep huzursuzluğun geleceğini beklemek demektir,çaktırmadan içten içe bir endişedir huzur.İçimdeki sesler olmasa ben ne yapardım.Sence ben hep doğru şeyler yapmak istiyormuyum sanıyorsun.Allah sadece seyreder,çünki bunlar onun için çok önemsiz,basit ama olması gereken şeylerdir.Arada sırada konuşuyorum ben onunla,her nekadar bana pek kulak asmasada.Zaten ben ispat çabası içerisinde olmadığım için,duğalarım yakarma olmadığı için benimle konuşmak onunda hoşuna gidiyordur eminim.Ben kırıp dökerim ama asla çevremi değil,kendimi. O kadar korkma en azından düşünürken sınırsız ol.ben Allahtan da,şeytandanda kopamam.
Ben buyum,okyanusun ortasında,suyun içinde inanılmaz bir alev topu saklıyorum.ne buzulları eritiyorum,nede ateşi söndürüyorum.Keşke yakınımda olsan da oturup muhabbet etsek.Aslında ben fazla konuşkan biri değilim,hatta gayet sessizimdir.Ama masanın başına oturunca birden dilim kalemime kenetleniyor.Görsen burada gökler nasıl iç içe,bilsen insanlar nasıl dipdibe artı ve eksi gibi ruhları kayıp bir bilsen ve tabiki birde sen... Sevdalar nasıl park yerinde unutulur bir anlasan,her gece eski yaralar nasıl kanar bir görsen,ılık ılık bedenimin çukurluklarında birikir,bir dokunsan... Güç yetmez el işine,en ağır yüklerin altına girer,gece gündüz çalışırsın,uyku gözlerini bürür,soğukta ellerin tutmaz,güneşin altında yanarsın,bir terlesen.Koşturmaktan ayak tabanların sızlar,sen her şeye eyvallah derken arkanda seni sevenler senden daha çok üzülür sen acıyı hisedemezken,bir sızlasan.Her otobüs penceresi senin yitirilmesi beklenen hayal perdendir,bir duraklık ömrü varken sen telaş içinde kiremitlerini dizmeye koyulursun belki daha sonra yeniden hatırlarım diye,bir yıkılsan.Baharla yeşerir heveslerin,yazın terlersin,son baharla hüzünlenir ve kışta üşürsün,bir donsan.Su beklersin kara bulutlardan,üstüme ağlasın dersin,kapitalizmin içinde sevdanı bir çırpıda silersin,matik dizayn edilmiş yeni sevgilerine ayak uydurur,aşkını nakite çevirirsin,yetmediği yerde bozdurursun,eklersin,birde makbuz alsan.
Yani uzun lafın kısası,sen benim gönül köşkümde tek bakiye msin.Haa unuttum,herzaman yaptığım gibi,birde ben varım,sigaramı söndürdükten sonra kalavyenin başından kalkan.
__________________
Sanki mahşer yerinde,Tanrının huzurunda sorguya çekilen bir günahkarın,Tanrının dudaklarından sızan af dözcüklerini pür dikkat dinler gibi dinliyorum yüreğinizin sesini.
Siz her gün ıspanak yemeği yemekten her ne kadar yakınsanızda,başka bir yemeğin lezzetinden korkan insanlarsınız.
Size tavsiyem; Sanki başka bir lezzet çeşidine damağınızda yer varmış gibi lütfen ıspanak yemeğinden yakınmayın.
Çünki Acılı kebap sizin ağzınızı yakar ve künefe ise korkusuzca doyasıya şekeri sevmenizi gerektirir,ardından bir bardak soğuk su içmeyi göze alacak kadar.Suyla ağzınızı çalkalatıp,lezzeti hafızanızda yaşatabilecek kadar cesur olmak gerek.
Bulutlar yağmurunu benden esirgediği vakittir,şimşeklerimin kurak topraklarımda huzura yol aldığı an.Hangi bedenin şehvet yağmurları hayat verecek kıraç tenime bilinmez.Tohumlarım kifayesizce yeşerir günahkar topraklarda ve ben hangi pişmanlığın koynunda bir gece yarısı izdivaya çekilsem,döşeğim olur cehennem ateşi.Izdıraplar içinde her Tanrıya sığınışımda,beni sırdaşı bilen şeytanımı sırtından bıçaklayışımdır.Nezaman in'ime dönsem,şeytan güleç bir yüzün perdelediği,intikam dolu yüreğinden beslenen heyecandan parlayan gözleriyle yüzüme bakar ve sana kucağım hep açıktır der.
Benim Tanrı ve şeytan arasında bukadar rekabet meselesi olmamın sebebi ise,fazla özgür ve ikisinede şah damarları kadar yakın olmamdır.Hiçbir zaman tam olarak ikisininde olmadı ruhum.İkisindende sakladığım hep bir in'im var benim,yanlızca benim çünki ben insanım.
insan olmanın en avantajlı yönüde budur belkide,Özgür iraden var ve herzaman seçim hakkı senin.
İnanılmaz bir kudret ile herşeye kafa tutabilirsin.seni yaratana bile,bile belkide ona en çok sen inandığın halde inat olsun diye inanmıyorum diyebilirsin.
Kötü bir huy olsa gerek.
Orhan veli'nin serseriliği üstüme düşmüş iken,hangi efkar beni susturur.Ben birazda sen iken,tanrı bukadar sessiz iken,şeytan bukadar zeki iken,beni hangi şanslı ve salak,iyi roldeki baş aktör kurtarabilir?
Gidiyorum,
yarım kalan sözlerin
merakına düştükten sonra
belki yaşanacak aşkların gizlisinde kalırım
belki kavgalara bilemem düşlere bulaşırım
meraklanma sen
yinede bir tutam güneş olacak koynumda
yeterki yeterki leke değmesin
gül tenli ellerimize
sevdalar yaşamak içindir
ölümde yakışır bize
-----
-Ahmet Can Akyol
ölenler ölür kalan sağlar bizimdir dermişim de ya sağ kalmazsa
Ölüm kapını çalınca
Kaçacak delik arama.
Bulamazsın ne fayda
Gir azrailin koluna.
siz hiç kafesi açılan bir kuşun ağladığını gördünüz mü?
ölüm işte o kafesin açılışıdır.
...................................haluk nurbaki
en az doğum kadar gerçek..
mide kanaması geçiren canözüm babamın soluk bakışları....
tansiyonum 160/110 a çıktığında kulaklarımda duyduğum ney sesi...
ılık nefesini boynuma üfledi bugün.....