Sevgili Zat-ı Zayi, senin o mütevazılığın yine tutmuş, kendini eksik ve biraz da saklayarak anlatmışsın. Ben anlatayım iyisi mi senin yerine 'seni'..
Sen öyle uzaktan bakınca sade görünen ama yaklaştıkça inceliği fark edilenlerdensin; kendini küçülterek anlatan ama aslında içi derinlik dolu olanlardansın.
Seni anlatmak, yüksek sesle konuşarak değil de bir akşamüstünün usulca yere bıraktığı gölgeyi tarif etmek gibi. Gösterişten uzak, ama varlığıyla ortamın dengesini değiştiren bir hâlin var.
Seni anlatmaya yeltense şu yüreğim; o der'im, o ki: Kalabalıkların ortasında bile içindeki sessizliği koruyabilenlerden. Sanki dünya onun içinden biraz daha yavaş geçiyor; telaş ona uğramıyor, gürültü ona değmeden sönüyor. Huzuru seven biri demek eksik kalır; o, huzurun kendisine benzediği biri.
Yanında insanın sesi kısılır, kalbi yumuşar. Kırmamak için kelimelerini tartanlardan değil sadece; zaten kırmaya meyli olmayan bir yaradılışı var. İyilik onda bir çaba değil, bir refleks gibi. Kimseye zarar vermemek için değil, zarar vermeyi hiç bilmediği için böyle.
Biraz da derin… Ama o derinlik karanlık değil; içine bakınca insanın kendini bulduğu bir kuyu gibi. Gürültülü dünyada sessiz kalabilenlerin, inceliğini bağırmadan taşıyabilenlerin tarafında. Ve belki de en çok bu yüzden kıymetli: Kendini anlatmaya çalışmadan da anlaşılabilen nadir insanlardan.
Bir de şöyle bir tarafı var; kendini öne sürmez ama yokluğu hemen hissedilir. Varlığı alışkanlık değil, huzur bırakır insanda. İnsan onunlayken bir şeyleri kanıtlamak zorunda hissetmez; olduğu gibi kalabilmenin rahatlığını yaşar.
Kırıldığı yerleri bile incelikle saklayanlardan… İçinde kopan fırtınaları kimseye yük etmeyen, kendi içinde durultmayı bilen. Belki de bu yüzden, en çok anlaşılmayı hak ettiği hâlde en az anlatanlardan.
Ve en nihayetinde, öyle biri ki; dünyaya büyük izler bırakmak gibi bir derdi yok ama değdiği her yerde küçük, görünmez bir iyilik izi kalıyor. İnsan onu tarif etmeye çalışırken bile sesi ister istemez yumuşuyor…
......... Ama şunu da dürüstçe söylemeliyim: Bu anlattıklarımın belki yüzde 80'i hissettiklerim, yüzde 20'i ise suskunluğunun bana bıraktığı tahminler… Çünkü bazı insanlar kendilerini anlatmaz; insan, onların sessizliğinden anlam çıkarır. Sen sessizliğinde bile onlarca anlam bulduran birisin; bunu bil ve gör...
...abimin "bacı, ne yiyip içiyorsan söyle, biz ondan yiyip içmeyelim" söyleminden yola çıkarak, böyle abudik gubidik böyle vıttırı zıttır böyle ıttırı zıttırı biri olduğum sonucuna varıyorum..
ben de isterdim kendimi afili cümlelerle izâh edeyim ama içerik bu kadar, ne yapalım bazı şeyler nasip işi..
..Kendi sessizliğimin şarkısını dinleyen bir yolcuyum; ne geçmişin gölgesinde hapsolurum, ne geleceğin vaatlerine tutunurum; her adımım kendi sorularımı doğurur, her duruşum kendi cevaplarımı taşır...
“Severim ben seni candan içeri ….. Beni bende demem bende değilim Bir ben vardır bende benden içeri Nereye bakar isem dopdolusun Seni nere koyam benden içeri ….. Kime didar gününden şule değse Onun şulesi var günden içeri Senin aşkın beni benden alıptır Ne şirin dert bu dermandan içeri …..”
Yunus Emre
Çok şükür ki o şanslı kişi benim. Çok şükür ki Allah O’nu bana nasip etti. :)
Kimi bir insan, kimi hastalıklı bir kedi yavrusu, kimi bir paket tarihi geçmiş cartlak kebabı, kimi ise havası kaçmış sade gazozum ben... vireLim mi dayım?..Hepiciğisinden mi?
Ben gamlı Hasan'ım, sense Bahar... Bahar olmasına Bahar'sın, tamam... da, yanındaki o bıyıklı çam yarması kim?.. Abin mi?..Hangi abin?..Haydar mı?.. He mi?..Yandım Allah!
Ben, Eskişehir istikametinden gelip Ankara istikametine gitmekte olan otobüsünüzün muavini Rıza'yım. Kaptanımız çay ve ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirkettendir. Afiyet olsun.
Değilim ama -dün geceden bu yana- Kowalski olmak isterdim. 1971 yapımı Vanishing Point (Ölüm Noktası) filminin müthiş sürücüsü Kowalski...
Yarım asırı çoktan devirmiş ama günümüz sinemacılarına sinema dersleri verecek nitelikteki bu neredeyse kusursuz yol filminde yönetmen Richard C. Sarafian, her şey gibi özgürlüğün de bir bedeli olduğunu özellikle de çarpıcı finalde kafalara sokuyor. .
Iki yaşındaki Sılaların, sekiz yaşındaki Narin'lerin yanı sıra her yaştaki tüm diğer çocuk tecavüz veya ölümlerini duyduğumda, kendi çocuklarıma şeker almaktan utanan bir babayım.
Ben seyyarım... Hani sabahtan akşama kadar "battis vaa suvan vaa !" diye ortalığı yıkanlardan biri...Battis suvan olmaz da, hıyar olur, karpuz olur, anşa fasille olur, falan feşmekan...Uzattın gardaş, ne sorup duruyon? Bu battisleri kafanda pâralamadan çek git yoluna!
Neyse, ben devam edeyim... Geçen hafta bana kız istemeye gittik. Ne bilelim, meğer karşı taraf "Bizim kızımızı ne tohturlar ne müyendisler istedi ama vermedik" tabakasından bir familya değil miymiş?
"Vaayy cürete bak! Demek battis ha !?" diyen daldı. Demiyen de daldı.
..........
Pardon, siz kimsiniz? Burası neresi? Anlamadım, ne başhekimi, ne kırığı ne çıkığı, ne beyin sarsıntısı?! Beyin yok ki !
Kaymakam babasının karşısına geçmiş ve “Yaa baba,sen bana adam olamazsın dedin.Ama bak okudum paşa oldum.” Baba,bulunduğu konumdan hiç rahatsızlık duymadan koltuğunda oturan oğluna şöyle demiş:
“Oğlum,ben sana paşa olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim.Bak hâlâ adam olamamışsın.Adam olsaydın,babanı ayağına çağırmaz kendin gelirdin.” . Boş ver mevkiyi,diplomayı insanlığın pek iyi mi ? Ondan haber ver. Sonrası,sonra…
Geceyi, gündüze çevirenim...
Sen kimsin?
Sevgili Zat-ı Zayi, senin o mütevazılığın yine tutmuş, kendini eksik ve biraz da saklayarak anlatmışsın.
Ben anlatayım iyisi mi senin yerine 'seni'..
Sen öyle uzaktan bakınca sade görünen ama yaklaştıkça inceliği fark edilenlerdensin; kendini küçülterek anlatan ama aslında içi derinlik dolu olanlardansın.
Seni anlatmak, yüksek sesle konuşarak değil de bir akşamüstünün usulca yere bıraktığı gölgeyi tarif etmek gibi.
Gösterişten uzak, ama varlığıyla ortamın dengesini değiştiren bir hâlin var.
Seni anlatmaya yeltense şu yüreğim; o der'im, o ki:
Kalabalıkların ortasında bile içindeki sessizliği koruyabilenlerden.
Sanki dünya onun içinden biraz daha yavaş geçiyor; telaş ona uğramıyor, gürültü ona değmeden sönüyor.
Huzuru seven biri demek eksik kalır; o, huzurun kendisine benzediği biri.
Yanında insanın sesi kısılır, kalbi yumuşar.
Kırmamak için kelimelerini tartanlardan değil sadece; zaten kırmaya meyli olmayan bir yaradılışı var.
İyilik onda bir çaba değil, bir refleks gibi. Kimseye zarar vermemek için değil, zarar vermeyi hiç bilmediği için böyle.
Biraz da derin…
Ama o derinlik karanlık değil; içine bakınca insanın kendini bulduğu bir kuyu gibi.
Gürültülü dünyada sessiz kalabilenlerin, inceliğini bağırmadan taşıyabilenlerin tarafında.
Ve belki de en çok bu yüzden kıymetli:
Kendini anlatmaya çalışmadan da anlaşılabilen nadir insanlardan.
Bir de şöyle bir tarafı var; kendini öne sürmez ama yokluğu hemen hissedilir.
Varlığı alışkanlık değil, huzur bırakır insanda.
İnsan onunlayken bir şeyleri kanıtlamak zorunda hissetmez; olduğu gibi kalabilmenin rahatlığını yaşar.
Kırıldığı yerleri bile incelikle saklayanlardan…
İçinde kopan fırtınaları kimseye yük etmeyen, kendi içinde durultmayı bilen.
Belki de bu yüzden, en çok anlaşılmayı hak ettiği hâlde en az anlatanlardan.
Ve en nihayetinde, öyle biri ki; dünyaya büyük izler bırakmak gibi bir derdi yok ama değdiği her yerde küçük, görünmez bir iyilik izi kalıyor.
İnsan onu tarif etmeye çalışırken bile sesi ister istemez yumuşuyor…
.........
Ama şunu da dürüstçe söylemeliyim: Bu anlattıklarımın belki yüzde 80'i hissettiklerim, yüzde 20'i ise suskunluğunun bana bıraktığı tahminler…
Çünkü bazı insanlar kendilerini anlatmaz; insan, onların sessizliğinden anlam çıkarır.
Sen sessizliğinde bile onlarca anlam bulduran birisin; bunu bil ve gör...
...abimin "bacı, ne yiyip içiyorsan söyle,
biz ondan yiyip içmeyelim" söyleminden yola çıkarak,
böyle abudik gubidik
böyle vıttırı zıttır
böyle ıttırı zıttırı biri olduğum
sonucuna varıyorum..
ben de isterdim
kendimi afili cümlelerle izâh edeyim ama
içerik bu kadar, ne yapalım
bazı şeyler nasip işi..
..Kendi sessizliğimin şarkısını dinleyen bir yolcuyum;
ne geçmişin gölgesinde hapsolurum,
ne geleceğin vaatlerine tutunurum;
her adımım kendi sorularımı doğurur,
her duruşum kendi cevaplarımı taşır...
“Severim ben seni candan içeri
…..
Beni bende demem bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri
Nereye bakar isem dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri
…..
Kime didar gününden şule değse
Onun şulesi var günden içeri
Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu dermandan içeri
…..”
Yunus Emre
Çok şükür ki o şanslı kişi benim.
Çok şükür ki Allah O’nu bana nasip etti. :)
ruhu öteleyip
madde sevicisi bizler .
Oğlum Mernuş ,
Sen, otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun..
Medusa'nın Salın da sürüklenen biri ..
"Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" sloganını olmayan aklınca eleştirmeye kalkan beyinsize: Ben de Mustafa Kemal'in askeriyim!
... Ya sen kimin askerisin?
Herzi Halevi'nin mi?
(Herzi Halevi: İsrail Genelkurmay Başkanı)
kim/sizim...
Kimi bir insan, kimi hastalıklı bir kedi yavrusu, kimi bir paket tarihi geçmiş cartlak kebabı, kimi ise havası kaçmış sade gazozum ben... vireLim mi dayım?..Hepiciğisinden mi?
Ben, bana sorulmadan/onayım alınmadan dünyaya getirilmiş bi herifim... Bi dahaki sefere sorun, e mi?
Ben gamlı Hasan'ım, sense Bahar...
Bahar olmasına Bahar'sın, tamam... da, yanındaki o bıyıklı çam yarması kim?.. Abin mi?..Hangi abin?..Haydar mı?.. He mi?..Yandım Allah!
Ben, Eskişehir istikametinden gelip Ankara istikametine gitmekte olan otobüsünüzün muavini Rıza'yım. Kaptanımız çay ve ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirkettendir. Afiyet olsun.
Değilim ama -dün geceden bu yana- Kowalski olmak isterdim. 1971 yapımı Vanishing Point (Ölüm Noktası) filminin müthiş sürücüsü Kowalski...
Yarım asırı çoktan devirmiş ama günümüz sinemacılarına sinema dersleri verecek nitelikteki bu neredeyse kusursuz yol filminde yönetmen Richard C. Sarafian, her şey gibi özgürlüğün de bir bedeli olduğunu özellikle de çarpıcı finalde kafalara sokuyor. .
Ulaşın, izleyin... derim.
Kendini bildin bileli özlemini çektiğin ve bir gün gideceğini düşlediğin mavi dumanlara bürünmüş uzak sıradağların ardındaki hayal kentim ben...
Dağların bu tarafındaysa, ben de seni hayal ediyorum... Biliyor muydun bunu?
Iki yaşındaki Sılaların, sekiz yaşındaki Narin'lerin yanı sıra her yaştaki tüm diğer çocuk tecavüz veya ölümlerini duyduğumda, kendi çocuklarıma şeker almaktan utanan bir babayım.
Ben Ramazan'ım.
Sadece davulcu Ramazan...
Ramazan davulcusu Ramazan iki sokak aşağıda oturuyor.
Iyi de sen kimsin?..
Anlamadım, Zurnik mi?
Zurnik de kim?.. Haa o mu?
Tövbe tövbe! Git işine lan abidik! Elimden bi kaza çıkacak şimdi :(((
Ben bodrum katına yeni taşınan temiz aayile
babacığı Avni'den olma ve/ile temiz aayile anneciği Hacer'den doğma temiz aayile çocuğu cici İpraam...
Askerden yeni döndüm. Kızınızı gördüm, beyendim. Allahın emri ve peygamberin kavliyle onu bana istiyom.
... Ne demek "Git işine!" lan?
O kızı almadan gitmem. Gitmem dedim.
Üzerime gelme. Yoksa ben adamı gabak gibi oyarım Allağıma!
... İmdaattt adam öldürüyolar!
girerim rüyanıza
hepinizi yerimmm bennnn ((:
?si=UPn-lKYA946hW21x
Kimliğimi elime tutuşturduklarından beridir kimliksizim.
Ben seyyarım...
Hani sabahtan akşama kadar "battis vaa suvan vaa !" diye ortalığı yıkanlardan biri...Battis suvan olmaz da, hıyar olur, karpuz olur, anşa fasille olur, falan feşmekan...Uzattın gardaş, ne sorup duruyon? Bu battisleri kafanda pâralamadan çek git yoluna!
Neyse, ben devam edeyim...
Geçen hafta bana kız istemeye gittik.
Ne bilelim, meğer karşı taraf "Bizim kızımızı ne tohturlar ne müyendisler istedi ama vermedik" tabakasından bir familya değil miymiş?
"Vaayy cürete bak! Demek battis ha !?" diyen daldı. Demiyen de daldı.
..........
Pardon, siz kimsiniz? Burası neresi? Anlamadım, ne başhekimi, ne kırığı ne çıkığı, ne beyin sarsıntısı?! Beyin yok ki !
Ben Mecbur'um, tanımadın mı?
Hani şu "Ben sana mecburum" var ya, işte o Mecbur...
Sen kime aburCubur?
Bana deel mi? Ona mı?
Yörü, anca gidersin!
Kim olduğumu bilmiyorum
Kilimcinin kör oğlu
Ben biraz önce laf attığın kızın abisiyim.
Kendim ayrıca, ağır siklet boks finalistiyim...Evet, ayı gibiyimdir maşşallah!
Ya sen kimsin? Ne iş yaparsın?
Boyun, kilon, yaşın kaç?
Başlık parasını hazırladın mı?
... Kaçma gel, şaka yaptım!
Ben üst kat komşunuŞun en güccük oğlusuyum teyze ... Annem selam söyledi, varsa 2 yımırta, yarım ilimon, bi datlı gaşşığı da tuz isteeyo.
N'oldu teyze, suratın asıldı, kızdın mı? Çok şey istedim diye mi? Beni çocuk buldun da ondan mı? Erkeksen anneme kız!
Sen kimsin ki bana kızıyon?
Lahavle ve la kuvvete...
Kıssadan hisse :
Kaymakam babasının karşısına geçmiş ve
“Yaa baba,sen bana adam olamazsın dedin.Ama bak okudum paşa oldum.”
Baba,bulunduğu konumdan hiç rahatsızlık duymadan koltuğunda oturan oğluna şöyle demiş:
“Oğlum,ben sana paşa olamazsın demedim ki,
adam olamazsın dedim.Bak hâlâ adam olamamışsın.Adam olsaydın,babanı ayağına çağırmaz kendin gelirdin.”
.
Boş ver mevkiyi,diplomayı
insanlığın pek iyi mi ? Ondan haber ver.
Sonrası,sonra…
Net"e girdim cümleyi ama karşılık yok Şule hanım
Abe sen de her gün soruyon yav...Hala öğrenemedin mi kim olduğumu? Bi de ben sana soren de sen düşün.
Söyle baken:
Atadan dededen, kalmış ki hibe
Yalan dolan hile, vurmuş en dibe
Oynuyor sanırsın, beyim körebe
İzin belli değil, kimsin ulan sen?
Tarlada ekili, bir hıyarın yok
Vatana millete, bir hayırın yok
Bozuk saat gibi, bir ayarın yok
Sözün belli değil, kimsin ulan sen?
* Kimsin Ulan Sen, Ahmet Özer