Homo-economicus kendi maddi dünyasının maddi varlıkları için yaşayan bir varlıktır. Dünyaya materyalist bir açıdan bakar ve maddi varlığını arttırdığı zaman mutlu olur ya da mutlu olacağına inanır. Homo-economicus herşeyi rasyonel görmeye alışmıştır.
Cahil insan, Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en tepesindeki kendini gerçekleştirmeyi çılgın seks partileri, önüne gelenle sevişme, patlayana kadar yeme, midede yer açmak için istifra etme ve tekrar yeme olarak algılar.
Alpler öyle büyük, manevi Kuzey-Güney sınırı ki Güneyliler hep günübirlik yaşarken Kuzeyliler hep planlar, projeler oluşturur. Güney katolik, yer yer Pagan Kuzey ise son derece protestan, kitabi ve kapitalist.
Ben kazanayım da diğerleri ne olursa olsun, biz kazanalım da diğer grup ne olursa olsun ya da bizim ülke kazansın da diğer ülkeler ne olursa olsun zihniyetini aşamıyor insanoğlu!! Bu bitirecek insanoğlunu! Oysa ne de tatlıydı dünya.
Elalem oynaktır. üstelik elalem yaşamını birilerinin eylemlerine göre ayarlamaz. Birilerinin tökezlemesi ya da sıçraması elalemin aslında umrunda değildir. Kimseden zarar ya da fayda görmez elalem. Elalemin tek kötü huyu ne diyeceğinin belli olmamasıdır. Bunu kafaya takanlar için elalem fren vazifesi görür. Elalemi ciddiye almamalıdır. Elalemi birer demagog olarak farz etmek gereklidir.
Erdemsiz insan korkusuzla cesuru, vatanseverle şövenisti, savurganla cömerti, tutumluyla cimriyi hiçbir şekilde ayıramaz. Erdemsiz insanın dünyasında kavramlar arap saçı gibidir.
Toplumlar hangi duygu ve davranışları tabu ilan ettiyse bireyler de bunları bilinçdışında reddetmiştir. Ancak reddedilen yok olmaz. Bilakis bilinçdışında daha da güçlenerek geri dönmek üzere bekler. İnsan kötüyle iyiyi, normalle sapkını, kabul edilebilirle ayıplanması gerekeni büyüklerden öğrenirken içinde bir sansür mekanizması oluşur. Bu mkekanizma doğal dürtülerin bastırılmasına zemin hazırlar ve nihayetinde acı ve buhran olarak geri döner. (Carl Gustav Jung-Anılar, düşler, düşünceler)
Hani bazı cevizler dıştan sert görünür de içi tamamen berbat haldedir ya işte günümüzün az gelişmiş topluluklarının da durumu böyle. Yukarıda atıp tutar liderler vardır dünyanın çoğu yerinde. İçleri ise hava civa.
İnsan, vardığı yerin kaçtığı yerden daha güzel olmadığını bilmez, bilemez. Hayat sadece koşarken güler insanın yüzüne. Kara bulutlar koşarken dağılır, hayaller sadece koşarken pembeleşir. İpi göpüslerken değil.
Silenos yakalanır ve kral Midas’ın huzuruna çıkarılır. Midas ona ‘’İnsan için en iyi şey nedir?’’ diye sorar. Silenos hemen cevap verir: ‘’İnsan için en iyisi hiç doğmamış olmaktır.’’. ‘’İkinci en iyi şey nedir?’’ diye sorar kral Midas. Silenos bu soruya ise: ‘’Hemen ölmektir.’’ diye cevap verir.
İnsanın en büyük sorunu, kendi yasaları ile doğa yasalarının çatışmasından kaynaklanan sancıyı gelişiminin bir parçası sanmasıdır. Bu şekilde yaşamak, sadece yerinde saymaktır.
Günde 200 kelime ile dünyada söz sahibi olmak mümkün değildir. Ancak kişi onu kendi kapasitesine göre betimlemiş olur. Bu betimleme ise akvaryumdaki balığın betimlemesinden farksız olur.
Az gelişmiş ülkelerde sosyal bilimcinin meslek bilinci oluşmamaktadır. Bu da kurumsallığı engellemektedir. Nihayetinde sosyal bilimlerin gelenekselleşmesini engellemektedir. Az gelişmiş ülkelerde siyaset dışında gelenek oluşturmak kolay değildir.
Ethos, Hatibin karizması ile birlikte dinleyicide uyandırdığı hissiyattır. Konuşmanın bizzat kendisinin dinleyicide uyandırdığı hissiyat ise pathos’tur. Bu ikisi birbirini bütünler. Cahil bir dinleyici için birincisi kafidir lakin aklı selim dinleyicileri ikna etmek için ikisi de lazımdır.
İngiltere'de herhangi bir işadamına hayattan zevk almasına en fazla neyin engel olduğunu sorarsanız yaşamak için mücadele cevabını alırsınız. Koşuşturmak ve sürekli bir üretme kaygısı taşımak yaşamı unutturur. Aslında yaşamak için değil başarı için mücadele eder bu insanlar. Başkalarıyla kendini kıyaslayıp sürekli daha iyi olmak için verilen mücadele kendini parçalamaktan başka şey getirmez. Nitekim iflas edenler temel ihtiyaçlarını karşılayamayacakları için değil, sosyal statülerini kaybettikleri için acı çekerler. (Bertrand Russell-Mutluluk yolu)
Bir insanı tanımak istiyorsanız onun kimleri eleştirdiğine, hangi davranışlar karşısında hassaslaştığına, tepki gösterdiğine odaklanın. Bu eleştiriler ve tepkiler o kişinin kendi kırılganlığı ve yüzleşmekten korktuğu kendi gölgesidir. (Jacques Lacan)
İsteğinizin doğal mı yoksa kör mü olduğunu anlamak mı istiyorsunuz? O zaman o isteğin bitip bitmediğine bakın. Eğer dur durak bilmiyorsa o istek kördür. (Ahlak mektupları-Seneca)
İnsan düşüncesindeki yer merkezli dünya imajı ben merkezli imaj lehine ortadan kalkmıştır. Artık evrenin merkezinde, sonuçta diğer bütün insanlardan tamamen bağımsız bir birey olarak tekil insan vardır. (Norbert Elias-Uygarlık tarihi)
İnsan hastalanınca doktor teşhis ve tedavi eder. Toplum hastalanınca sosyolog teşhis eder, siyasetçi tedavi eder. Az gelişmiş devletlerde toplumsal sıkıntılara teşhis koyma işi sosyologlara değil siyasetçilere bırakılır. Bu uygulama, sıkıntıları düzeltmediği gibi zamanla kronik hale getirir.
Televizyondaki temsiller dünyada yaşanan anlamlı şeyleri bir projeksiyon gibi topluma yansıtmazlar. Medyadaki temsiller anlamı inşa ederler. Temsilden önce bir oluş yoktur. Her zaman olan, bir anlamın kurulduğu ve bir şekilde toplumlara empoze edildiğidir. Temsillerin içini dolduran, yani anlamları inşa eden bir kurucu aktör olmalıdır. Bu aktör de ticaret ve sanayi burjuvazisidir. (Stuart Hall-Kültürel temsiller ve anlamlandırma uygulamaları)
Homo-economicus kendi maddi dünyasının maddi varlıkları için yaşayan bir varlıktır. Dünyaya materyalist bir açıdan bakar ve maddi varlığını arttırdığı zaman mutlu olur ya da mutlu olacağına inanır. Homo-economicus herşeyi rasyonel görmeye alışmıştır.
Cahil insan, Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en tepesindeki kendini gerçekleştirmeyi çılgın seks partileri, önüne gelenle sevişme, patlayana kadar yeme, midede yer açmak için istifra etme ve tekrar yeme olarak algılar.
Alpler öyle büyük, manevi Kuzey-Güney sınırı ki Güneyliler hep günübirlik yaşarken Kuzeyliler hep planlar, projeler oluşturur. Güney katolik, yer yer Pagan Kuzey ise son derece protestan, kitabi ve kapitalist.
Ben kazanayım da diğerleri ne olursa olsun, biz kazanalım da diğer grup ne olursa olsun ya da bizim ülke kazansın da diğer ülkeler ne olursa olsun zihniyetini aşamıyor insanoğlu!! Bu bitirecek insanoğlunu! Oysa ne de tatlıydı dünya.
Elalem oynaktır. üstelik elalem yaşamını birilerinin eylemlerine göre ayarlamaz. Birilerinin tökezlemesi ya da sıçraması elalemin aslında umrunda değildir. Kimseden zarar ya da fayda görmez elalem. Elalemin tek kötü huyu ne diyeceğinin belli olmamasıdır. Bunu kafaya takanlar için elalem fren vazifesi görür. Elalemi ciddiye almamalıdır. Elalemi birer demagog olarak farz etmek gereklidir.
Erdemsiz insan korkusuzla cesuru, vatanseverle şövenisti, savurganla cömerti, tutumluyla cimriyi hiçbir şekilde ayıramaz. Erdemsiz insanın dünyasında kavramlar arap saçı gibidir.
İnsandaki yıkıcılığın sebebi, insanın potansiyelinin hayat bulmasını sağlamayan koşullardır. (Carl Rogers)
Toplumlar hangi duygu ve davranışları tabu ilan ettiyse bireyler de bunları bilinçdışında reddetmiştir. Ancak reddedilen yok olmaz. Bilakis bilinçdışında daha da güçlenerek geri dönmek üzere bekler. İnsan kötüyle iyiyi, normalle sapkını, kabul edilebilirle ayıplanması gerekeni büyüklerden öğrenirken içinde bir sansür mekanizması oluşur. Bu mkekanizma doğal dürtülerin bastırılmasına zemin hazırlar ve nihayetinde acı ve buhran olarak geri döner. (Carl Gustav Jung-Anılar, düşler, düşünceler)
Hani bazı cevizler dıştan sert görünür de içi tamamen berbat haldedir ya işte günümüzün az gelişmiş topluluklarının da durumu böyle. Yukarıda atıp tutar liderler vardır dünyanın çoğu yerinde. İçleri ise hava civa.
Ben arabaları kovalayan bir köpeğim. Ama onları yakalarsam ne yaparım bilmiyorum. (Joker)
Bir ülkede doğruları söyleyenler uyarılıyor ise, doğruları söyleyenin başı yanıyor ise güç yalan söyleyenlerde demektir.
Alan Watts: Tercih ettiğiniz bir spiritüel uygulama var mı?
Joseph Campbell: Kitaplarda hoşuma giden cümlelerin altını çizmek.
İnsan, vardığı yerin kaçtığı yerden daha güzel olmadığını bilmez, bilemez. Hayat sadece koşarken güler insanın yüzüne. Kara bulutlar koşarken dağılır, hayaller sadece koşarken pembeleşir. İpi göpüslerken değil.
Umut bir strateji değildir.
Silenos yakalanır ve kral Midas’ın huzuruna çıkarılır. Midas ona ‘’İnsan için en iyi şey nedir?’’ diye sorar. Silenos hemen cevap verir: ‘’İnsan için en iyisi hiç doğmamış olmaktır.’’. ‘’İkinci en iyi şey nedir?’’ diye sorar kral Midas. Silenos bu soruya ise: ‘’Hemen ölmektir.’’ diye cevap verir.
İnsanın en büyük sorunu, kendi yasaları ile doğa yasalarının çatışmasından kaynaklanan sancıyı gelişiminin bir parçası sanmasıdır. Bu şekilde yaşamak, sadece yerinde saymaktır.
Günde 200 kelime ile dünyada söz sahibi olmak mümkün değildir. Ancak kişi onu kendi kapasitesine göre betimlemiş olur. Bu betimleme ise akvaryumdaki balığın betimlemesinden farksız olur.
Az gelişmiş ülkelerde sosyal bilimcinin meslek bilinci oluşmamaktadır. Bu da kurumsallığı engellemektedir. Nihayetinde sosyal bilimlerin gelenekselleşmesini engellemektedir. Az gelişmiş ülkelerde siyaset dışında gelenek oluşturmak kolay değildir.
Ethos, Hatibin karizması ile birlikte dinleyicide uyandırdığı hissiyattır. Konuşmanın bizzat kendisinin dinleyicide uyandırdığı hissiyat ise pathos’tur. Bu ikisi birbirini bütünler. Cahil bir dinleyici için birincisi kafidir lakin aklı selim dinleyicileri ikna etmek için ikisi de lazımdır.
İngiltere'de herhangi bir işadamına hayattan zevk almasına en fazla neyin engel olduğunu sorarsanız yaşamak için mücadele cevabını alırsınız. Koşuşturmak ve sürekli bir üretme kaygısı taşımak yaşamı unutturur. Aslında yaşamak için değil başarı için mücadele eder bu insanlar. Başkalarıyla kendini kıyaslayıp sürekli daha iyi olmak için verilen mücadele kendini parçalamaktan başka şey getirmez. Nitekim iflas edenler temel ihtiyaçlarını karşılayamayacakları için değil, sosyal statülerini kaybettikleri için acı çekerler. (Bertrand Russell-Mutluluk yolu)
Varlığından memnun olmayanla halinden memnun olmayan arasında fark vardır. Halinden memnun olmayan, biraz çabayla kendini daha üst boyuta taşıyabilir.
Bir insanı tanımak istiyorsanız onun kimleri eleştirdiğine, hangi davranışlar karşısında hassaslaştığına, tepki gösterdiğine odaklanın. Bu eleştiriler ve tepkiler o kişinin kendi kırılganlığı ve yüzleşmekten korktuğu kendi gölgesidir. (Jacques Lacan)
Matbaanın Anadoluya geç gelmesinin sebeplerinden biri de makinedeki o latin harflerinin günah sayılmasıdır.
Bilim adamları yarasanın, kartalın ya da köpeğin teknik olarak ne yaptığını bilir ama bu canlıların iç algısını bilemez.
İsteğinizin doğal mı yoksa kör mü olduğunu anlamak mı istiyorsunuz? O zaman o isteğin bitip bitmediğine bakın. Eğer dur durak bilmiyorsa o istek kördür. (Ahlak mektupları-Seneca)
Felsefe tarihi büyük oranda insan mizaçlarının çatışmasının tarihidir. (William James)
Kapitalizm bir ehlileştirme kültürüdür.
İnsan düşüncesindeki yer merkezli dünya imajı ben merkezli imaj lehine ortadan kalkmıştır. Artık evrenin merkezinde, sonuçta diğer bütün insanlardan tamamen bağımsız bir birey olarak tekil insan vardır. (Norbert Elias-Uygarlık tarihi)
İnsan hastalanınca doktor teşhis ve tedavi eder. Toplum hastalanınca sosyolog teşhis eder, siyasetçi tedavi eder. Az gelişmiş devletlerde toplumsal sıkıntılara teşhis koyma işi sosyologlara değil siyasetçilere bırakılır. Bu uygulama, sıkıntıları düzeltmediği gibi zamanla kronik hale getirir.
Televizyondaki temsiller dünyada yaşanan anlamlı şeyleri bir projeksiyon gibi topluma yansıtmazlar. Medyadaki temsiller anlamı inşa ederler. Temsilden önce bir oluş yoktur. Her zaman olan, bir anlamın kurulduğu ve bir şekilde toplumlara empoze edildiğidir. Temsillerin içini dolduran, yani anlamları inşa eden bir kurucu aktör olmalıdır. Bu aktör de ticaret ve sanayi burjuvazisidir. (Stuart Hall-Kültürel temsiller ve anlamlandırma uygulamaları)