Günün bazen on, bazen on iki hatta on dört saatinde durup dinlenmeden, muayyen beş-on hareket yapmak için kiralanmış bu insanlar, makineden adamlara ne kadar benziyorlar. Onları makineden, makineleri onlardan ayırt etmenin imkanı yok. Bu insanlar kendilerini tıknefes göğüsler gibi hırlaya hırlaya çalışan makinelerin ahengine o kadar uydurmuşlar ki, her şeyi hatta insan olduklarını bile unutmuşlar gibi! (Suat Derviş-Yeniden Yaşayabilseydik)
Bize sürekli, tekrar tekrar söylenenler, iç sese dönüşür. İnsan iç dünyasında bunları kendi kendine söyler durur. Kişi bir müddet sonra bunların iç ses değil kişilik özelliği olduğunu zannetmeye başlar. (Gabor Mate-Dağınık Zihinler)
Virtue signalling diye bir kavram vardır. Bu, toplumun benimsediği değerleri sahiplenerek sosyal statüleri yükseltme, etik ve erdemli bir imaj çizme durumudur. Bu tür kişilerin amacı savunduğu değerlerin sağlamlığını artırmak ya da o değerleri çatlak seslere karşı korumak değildir. Kişi bu tarz bir savunucu kılığa bürünerek maddi avantajlar ve statüler edinmeye çalışır. Hesap etmediği şey ise sahte benliğinin içeride gerçek benliğini yavaş yavaş çürütüp yok ettiğidir. Bu tarz kişiler, aslında yaşamaya hiç başlamayan ve kendileri olmadan yaşamlarını tamamlayan kişilerdir.
Bireyler grup kimliği ile hareket ettiklerinde bağımsız düşünme yetilerini kısmen ya da tamamen kaybederler. Çünkü grup içinde düşünme ve karar verme mekanizmaları basitleşir. Zihinler tek bir sese, ortak bir kabule indirgenir. Kişinin bağ kurmadığı, hoş karşılamadığı hatta saçma bulduğu değerler bile grubun ortak çıktısı olmuşsa bireyler de doğal olarak düşünmeyi bırakıp bu değerin çığırtkanlığını, savunusunu yaparlar. Grup normlarının dışına çıkmaya pek çoğu cesaret edemez çünkü bu, dışlanmayı ve sosyal izolasyonu beraberinde getirir. (Michel Foucault-Deliliğin tarihi)
Mekanik saatin iki işlevi vardır. Zamanı düzenlemek ve bu zamanla senkronize bir bilinç yaratmak. Ay takvimleri ve güneş saatleri gibi zaman tutma araçlarının erken biçimleri antik çağdan beri kullanımda olsa da saatin hükmettiği zamanın icadı emperyalizm, sömürgecilik ve kölelik ile doğrudan bağlantılıdır. 1884’te Londra’da Greenwich’te bulunan rasathane baş meridyen olarak kabul edildi ve standart bir zaman dilimi yaratıldı. Zamanın ve bilinmeyen yerlerin bu şekilde kontrol altına alınması bilimsel gelişme olarak paketlendi. Bu kontrol üretkenlikle ilişkilendirildi, zamansal bir ideoloji ve sömürgeciliğin temeli olarak tüm dünyaya ihraç edildi. Greenwich dünyanın merkezi olmuştu. Bu zamansal manipülasyonun en uç noktasında köleleştirilmiş nüfusların kontrolü vardır.
Hedonik adaptasyon: İnsan beyninin, mutluluk veren unsura alışması ve o mutluluk verici unsurun artık zevk vermemesidir. Bunu bir tür denge mekanizması olarak görmek lazımdır. Ne kadar zevk alırsanız alın ibre kısa süre sonra yeniden aşağı düşecektir. Acı ile haz arasındaki orta noktada sabitlenecektir. Ta ki yeni bir haz ya da acı kapıyı çalana dek!
Kıskanma bir tür esirgemedir. İmrenmede kişi birindeki metanın bir benzerinin kendisinde olmasını temenni eder, ister sadece. Kıskanmada ise meta sahibinin, kendisinde bulunan metanın başka birinde olmasını istememe durumu da mevcuttur. Sözgelimi ‘’Şu mavi kazağı nerden aldın?’’ sorusuna ‘’Hatırlamıyorum.’’ şeklinde yanıt verir kıskanç kişi çoğu zaman. Haset de kısaca: ‘’Benim yok, onun da olmasın!’’ ya da ‘’Benim yoksa kimsede olmamalı!’’ şeklindeki duygu durumudur.
‘’Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir hayvan olmak isterdim! Böylece insan olmak gibi bir sorunum olmazdı!’’ buyurmuştur Camus. ‘’Döngünün bir parçası olurdum, hiç değilse kendim olurdum. Ama insanım, hep başka bir şey olmak istiyorum.’’ diye de eklemiş üstat.
Platon sofistleri sevmiyordu çünkü sofistler mevcut fikirleri çürütürken yerlerine yenisini koymuyorlardı. Bunu yapmayışlarının altında muhtemelen bir hakikatin olmadığına inanmaları yatıyordu.
Düşünceler, duygular, eylemler ve tepkiler kişinin kendisine aittir. Onları öyleyse istediği gibi dizginleyebilir. Güç ondadır! Sarsabilir içindekileri. Hizaya sokar dilediği gibi. Gerisini umursamaktan vazgeçebilir dilediği zaman! Uğraşmaz dışsal dünyanın oynak vaziyetleri ile. Harcamaz zamanını ve enerjisini boş yere! Sarsmaz bu gelip geçici durum ve kimseler onu tek bir kez bile!
Kitap yazmak kavanozun içine çakıl taşı doldurmaya benzer. Kontrol ve gözden geçirme süreci ise kavanoza kum ekleyerek tüm boşlukları doldurma sürecidir. Bu ikisi en iyi şekilde yapıldığında göze hoş gelen bir yapıt oluşur.
Bilişsel esneklik önemlidir. İnsan mantıklı argümanlar kendisine sunulduğu zaman fikrini değiştirebilir. Bu omurgasızlık değildir. Bilakis saçma bir inat yüzünden aynı düşüncede sabit kalmaktır omurgasızlık. Dünya bir yerlere giderken yerinde saymak, birilerinin gölgesine sığınmak durumunda kalmaktır omurgasızlık.
21.asrın mottosu flexibilite olacaktır. Yani belli bir hikayeye sıkı sıkıya bağlılık değil hikaye değiştiğinde yeniye uyum sağlama, entegre olabilme önemlidir.
Max Weber’in modern bürokrasiyi tanımlamak için kullandığı bir kavram vardır: Demir Kafes. Weber Modern toplumda insanların giderek artan bir şekilde rasyonel kurallar ve bürokratik yapılar tarafından kuşatılacağını ve bunun bireyin ruhunu boğacağını söylemiştrir. Boğuyor.
Behiç, yavaş yavaş bahse girmek istedi: - Anadolu, güzeldir değil mi? - Harikulâde. - Fakat, refah yok. - Refah dediğiniz nedir? Elektrik ve otomobilse, belki bunlar yok, fakat kalp rahatı var. - Ah, o hepsinden iyisi... Hakikaten, bir şehirde hiç bulunmayan hassa... (Peyami Safa-Sözde Kızlar)
Bu işler anlaşılmak için yapılmadı. Onay almak, seçilmek, asılmak, temsil edilmek için hiç yapılmadı.
Bu resimler ve şarkılar; bakanı da kadraja alan işlerdir. Görenle yetinmez, bakma biçimini sorgular.
Anlamayanı küçümsemez ama anlamayı mükemmel ilim sananı ifşa eder. Ruhu yoklayıp geri çekileni tanır. Gerçek değil diyerek yalanlayanı, hak iddia edeni, günü dolduranı, saygı duyduğunu sananı da.
Bu işler süs değildir. Dekor değildir. Toplumsal vitrini tamamlamak için üretilmemiştir.
Burada resim seçilmez. Burada resim karşılık verir.
İnsan asan bakışlara karşı, insanı sarsan bir yerden konuşur. Zayıf denilen yerlerin aslında en açık, en yalın, bakir ve en dürüst yerler olduğunu hatırlatır. Göyüzünün mavisi de cenneti anımsatır İnsanlar kadraja girdiğinde konu dağılır Adeta bir resimdir GODOT'U BEKLEMEK
Bu işler huzur vermez. Rahatlatmaz. Bakana sorumluluk yükler.
Yüksekliği duvarda değil, etikette değil, onayda değil.
Yeri; toplumun kaçındığı çatlaklardır. Bakışın kaçtığı yerlerdir. Ruhun geri adım attığı an.
Bu bir çağrı değil. Bir davet hiç değil.
Bu bir karşılaşmadır.
Ve karşılaşan herkes, artık eski bakışıyla devam edemez.
Az gelişmiş topluluklarda işçilerin derdi zam, gelişmiş toplumların işçilerinin derdi ise zamandır. Az gelişmiş topluluklarda işçiye bir miktar, sus payı denecek kadar bir zam yapılır. İşçi devam eder o zamla, o gazla canını dişine takarak çalışmaya. Modern toplumlardaki işçi de istediğini alır. Çalışma saatlerini çektikçe çeker aşağı. Kalan boş zamanda gezer dünyayı! Bazen uçağa atlayıp çıkar göğe, bazen binerek jet-ski’ye, girer denize icabında. Yer yemeğini beş yıldızlı lokantada.
Umut suistimale açık bir duygudur. Umudunun kimlerin işine yaradığına bakmalıdır insan. Bu yüzden etraftaki umut tacirlerine dikkat etmek gerekir. En güzel umut, kişinin gelecekte nasıl birine dönüşeceğine dair beslediği umuttur.
Burjuvazi, 18.asırda krala karşı mülkiyeti koruyordu. 19.asırda ise halka karşı mülkiyeti korumaya başladı. Burjuvazinin artık halk iktidarını sınırlamak gibi bir isteği vardır. (Karl Polanyi-Büyük dönüşüm)
Değişim için gerekli araçlardan mahrum bir devlet, kendisini muhafaza edecek araçlardan da mahrum bir devlettir. Dolayısıyla nasıl organizmada bir değişim varsa devlette de bir değişim olmalıdır. Değişim için gerekli araçlara sahip olmayan bir devlet kendisini muhafaza da edemez. Her an bir organizma gibi değişmek zorundadır fakat bu değişim temelde devletin kadim anayasasını muhafaza ederek değişen bir değişim anlayışıdır. (Edmund Burke-Doğal toplumun savunusu)
Kapitalist sistemde sağlık sektörünün tek bir rolü vardır. Bedenen ve ruhen çalışamaz hale gelmiş bir kişiyi bedenen ve ruhen yeniden çalışabilir hale getirmektir.
Bekleme halinde her şeyi anlatanlar kaybetmeye yakındır : artık kişisel bir alanda aynı metafizik oyunu daha keskin sınırlarla yürümektedir Gizli kalsın; sırlarım olmasın mı? Yatadanım.
Her şeyi anlatan kaybeder, ben susan taraftayım.
Kalbim açık, defterim kapalı.
Bazı doğrular söylenmez; taşınır.
Herkes bilirse eksilir, ben biraz eksik kalayım.
Dilim kısa, hafızam uzun.
Anlatacak çok şeyim var; anlatmamam bundandır.
Sır saklamak yalan değil, kendine sadakattir.
Göründüğüm kadarım; bildiğim kadar değil.
Sessizlik de bir ahlaktır, herkes taşıyamaz.
Ama aslında anlam kazandıkça metne yakışıyor ve duvar yazısı, sticker haline geliyor:
Bekliyoruz. Başka plan yok.
Gelmeyecek ama bekleniyor.
Bugün gitmeyelim, yarın da bakarız.
Zaman geçmedi; biz eskidik.
Buradayız çünkü başka yer yok.
Bir şey olacak dendi, oturduk.
Gitsek de aynı yer.
Beklemekten vaz geçersek başlarız.
Godot yok, alıştık.
Durmak da bir eylem.
Tiyatro çıkışında ise bu sıradan durum bir kimliğe dönüşür
Ben bekleme halindeyimdir Bu bir sır korunma biçimidir Sessizliğin bilinç kazanmış halidir Zaman geçmez Söz verilmiştir
Eylemsizlik ise askıda olanların tarafında kalmış hissi uyandırır İddiasız ama biraz alaycıdır
durmak ve beklemede kalmak artık bir yerden gelmek ve bir hâlden konuşmak gibidir ama dünya bu gibi oyunlar için suni renkler sunmayı sevmez
Godot evrenine yakışmalıdır
Örn: Gizli kalsın sırlarım, olmasın mı yatadanım ! Bu absürt selâm artık bir iç ses mırıldanmasıdır ve bu ironi de Godot'a yakışır ama Godot evreninde Anadolu aksanı olması için Godot yok, alıştık.
Hayatta hiçbir şey zorla olmaz ama zorla güzellik hiç olmaz yani... Yoksa susmak sabır değil kendini tutmak olur yani savunmaya dönüşür. Savunma refleksleri kaos ortamında otoriterliği eleştirir, sessiz kalanın değil zorlayan tarafın sorumluluğuna işaret eder, kendisi kötü değil de bir şeylere mecbur kalmak istemiyor. Henüz duvarlara yazılmadığı dönemlerde bu sözler atasözü gibi saptırılırlar.
Kısa Tok Hem dünyevi hem de uhrevi ağırlığı var. Metafizik yanı adına doğaüstü yaklaşımlara evrensel bir sınır çiziyor.
Güçlü ve istikrarlı sanıldığında incelemeler varoluşsal değil oysa gerçek olma ve gerçekliğe katılma durumudur.
Günün bazen on, bazen on iki hatta on dört saatinde durup dinlenmeden, muayyen beş-on hareket yapmak için kiralanmış bu insanlar, makineden adamlara ne kadar benziyorlar. Onları makineden, makineleri onlardan ayırt etmenin imkanı yok. Bu insanlar kendilerini tıknefes göğüsler gibi hırlaya hırlaya çalışan makinelerin ahengine o kadar uydurmuşlar ki, her şeyi hatta insan olduklarını bile unutmuşlar gibi! (Suat Derviş-Yeniden Yaşayabilseydik)
Bize sürekli, tekrar tekrar söylenenler, iç sese dönüşür. İnsan iç dünyasında bunları kendi kendine söyler durur. Kişi bir müddet sonra bunların iç ses değil kişilik özelliği olduğunu zannetmeye başlar. (Gabor Mate-Dağınık Zihinler)
Virtue signalling diye bir kavram vardır. Bu, toplumun benimsediği değerleri sahiplenerek sosyal statüleri yükseltme, etik ve erdemli bir imaj çizme durumudur. Bu tür kişilerin amacı savunduğu değerlerin sağlamlığını artırmak ya da o değerleri çatlak seslere karşı korumak değildir. Kişi bu tarz bir savunucu kılığa bürünerek maddi avantajlar ve statüler edinmeye çalışır. Hesap etmediği şey ise sahte benliğinin içeride gerçek benliğini yavaş yavaş çürütüp yok ettiğidir. Bu tarz kişiler, aslında yaşamaya hiç başlamayan ve kendileri olmadan yaşamlarını tamamlayan kişilerdir.
Bireyler grup kimliği ile hareket ettiklerinde bağımsız düşünme yetilerini kısmen ya da tamamen kaybederler. Çünkü grup içinde düşünme ve karar verme mekanizmaları basitleşir. Zihinler tek bir sese, ortak bir kabule indirgenir. Kişinin bağ kurmadığı, hoş karşılamadığı hatta saçma bulduğu değerler bile grubun ortak çıktısı olmuşsa bireyler de doğal olarak düşünmeyi bırakıp bu değerin çığırtkanlığını, savunusunu yaparlar. Grup normlarının dışına çıkmaya pek çoğu cesaret edemez çünkü bu, dışlanmayı ve sosyal izolasyonu beraberinde getirir. (Michel Foucault-Deliliğin tarihi)
Mekanik saatin iki işlevi vardır. Zamanı düzenlemek ve bu zamanla senkronize bir bilinç yaratmak. Ay takvimleri ve güneş saatleri gibi zaman tutma araçlarının erken biçimleri antik çağdan beri kullanımda olsa da saatin hükmettiği zamanın icadı emperyalizm, sömürgecilik ve kölelik ile doğrudan bağlantılıdır. 1884’te Londra’da Greenwich’te bulunan rasathane baş meridyen olarak kabul edildi ve standart bir zaman dilimi yaratıldı. Zamanın ve bilinmeyen yerlerin bu şekilde kontrol altına alınması bilimsel gelişme olarak paketlendi. Bu kontrol üretkenlikle ilişkilendirildi, zamansal bir ideoloji ve sömürgeciliğin temeli olarak tüm dünyaya ihraç edildi. Greenwich dünyanın merkezi olmuştu. Bu zamansal manipülasyonun en uç noktasında köleleştirilmiş nüfusların kontrolü vardır.
Hedonik adaptasyon: İnsan beyninin, mutluluk veren unsura alışması ve o mutluluk verici unsurun artık zevk vermemesidir. Bunu bir tür denge mekanizması olarak görmek lazımdır. Ne kadar zevk alırsanız alın ibre kısa süre sonra yeniden aşağı düşecektir. Acı ile haz arasındaki orta noktada sabitlenecektir. Ta ki yeni bir haz ya da acı kapıyı çalana dek!
Kıskanma bir tür esirgemedir. İmrenmede kişi birindeki metanın bir benzerinin kendisinde olmasını temenni eder, ister sadece. Kıskanmada ise meta sahibinin, kendisinde bulunan metanın başka birinde olmasını istememe durumu da mevcuttur. Sözgelimi ‘’Şu mavi kazağı nerden aldın?’’ sorusuna ‘’Hatırlamıyorum.’’ şeklinde yanıt verir kıskanç kişi çoğu zaman. Haset de kısaca: ‘’Benim yok, onun da olmasın!’’ ya da ‘’Benim yoksa kimsede olmamalı!’’ şeklindeki duygu durumudur.
Gerçek tarih henüz başlamadı. Bizler hala tarih öncesindeki o karanlık dönemlerdeyiz. (Karl Marx-1844 El yazmaları)
Modern toplumlarda meclis bir tartışma ortamıdır. Az gelişmiş topluluklarda ise meclis bir onay, bir alkışlama ortamıdır.
‘’Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir hayvan olmak isterdim! Böylece insan olmak gibi bir sorunum olmazdı!’’ buyurmuştur Camus. ‘’Döngünün bir parçası olurdum, hiç değilse kendim olurdum. Ama insanım, hep başka bir şey olmak istiyorum.’’ diye de eklemiş üstat.
Platon sofistleri sevmiyordu çünkü sofistler mevcut fikirleri çürütürken yerlerine yenisini koymuyorlardı. Bunu yapmayışlarının altında muhtemelen bir hakikatin olmadığına inanmaları yatıyordu.
Düşünceler, duygular, eylemler ve tepkiler kişinin kendisine aittir. Onları öyleyse istediği gibi dizginleyebilir. Güç ondadır! Sarsabilir içindekileri. Hizaya sokar dilediği gibi. Gerisini umursamaktan vazgeçebilir dilediği zaman! Uğraşmaz dışsal dünyanın oynak vaziyetleri ile. Harcamaz zamanını ve enerjisini boş yere! Sarsmaz bu gelip geçici durum ve kimseler onu tek bir kez bile!
Kitap yazmak kavanozun içine çakıl taşı doldurmaya benzer. Kontrol ve gözden geçirme süreci ise kavanoza kum ekleyerek tüm boşlukları doldurma sürecidir. Bu ikisi en iyi şekilde yapıldığında göze hoş gelen bir yapıt oluşur.
Bilişsel esneklik önemlidir. İnsan mantıklı argümanlar kendisine sunulduğu zaman fikrini değiştirebilir. Bu omurgasızlık değildir. Bilakis saçma bir inat yüzünden aynı düşüncede sabit kalmaktır omurgasızlık. Dünya bir yerlere giderken yerinde saymak, birilerinin gölgesine sığınmak durumunda kalmaktır omurgasızlık.
21.asrın mottosu flexibilite olacaktır. Yani belli bir hikayeye sıkı sıkıya bağlılık değil hikaye değiştiğinde yeniye uyum sağlama, entegre olabilme önemlidir.
Max Weber’in modern bürokrasiyi tanımlamak için kullandığı bir kavram vardır: Demir Kafes. Weber Modern toplumda insanların giderek artan bir şekilde rasyonel kurallar ve bürokratik yapılar tarafından kuşatılacağını ve bunun bireyin ruhunu boğacağını söylemiştrir. Boğuyor.
Behiç, yavaş yavaş bahse girmek istedi:
- Anadolu, güzeldir değil mi?
- Harikulâde.
- Fakat, refah yok.
- Refah dediğiniz nedir? Elektrik ve otomobilse, belki bunlar yok, fakat kalp rahatı
var.
- Ah, o hepsinden iyisi... Hakikaten, bir şehirde hiç bulunmayan hassa...
(Peyami Safa-Sözde Kızlar)
BAKIŞIN MANİFESTOSU
Bu işler anlaşılmak için yapılmadı.
Onay almak, seçilmek, asılmak, temsil edilmek için hiç yapılmadı.
Bu resimler ve şarkılar;
bakanı da kadraja alan işlerdir.
Görenle yetinmez, bakma biçimini sorgular.
Anlamayanı küçümsemez ama
anlamayı mükemmel ilim sananı ifşa eder.
Ruhu yoklayıp geri çekileni tanır.
Gerçek değil diyerek yalanlayanı,
hak iddia edeni,
günü dolduranı,
saygı duyduğunu sananı da.
Bu işler süs değildir.
Dekor değildir.
Toplumsal vitrini tamamlamak için üretilmemiştir.
Burada resim seçilmez.
Burada resim karşılık verir.
İnsan asan bakışlara karşı,
insanı sarsan bir yerden konuşur.
Zayıf denilen yerlerin aslında
en açık, en yalın, bakir ve en dürüst yerler olduğunu hatırlatır.
Göyüzünün mavisi de cenneti anımsatır
İnsanlar kadraja girdiğinde konu dağılır
Adeta bir resimdir GODOT'U BEKLEMEK
Bu işler huzur vermez.
Rahatlatmaz.
Bakana sorumluluk yükler.
Yüksekliği duvarda değil,
etikette değil,
onayda değil.
Yeri;
toplumun kaçındığı çatlaklardır.
Bakışın kaçtığı yerlerdir.
Ruhun geri adım attığı an.
Bu bir çağrı değil.
Bir davet hiç değil.
Bu bir karşılaşmadır.
Ve karşılaşan herkes,
artık eski bakışıyla devam edemez.
Nostalji lezzetli bir sızıdır. (Ernst Bloch-Umut İlkesi)
Az gelişmiş topluluklarda işçilerin derdi zam, gelişmiş toplumların işçilerinin derdi ise zamandır. Az gelişmiş topluluklarda işçiye bir miktar, sus payı denecek kadar bir zam yapılır. İşçi devam eder o zamla, o gazla canını dişine takarak çalışmaya. Modern toplumlardaki işçi de istediğini alır. Çalışma saatlerini çektikçe çeker aşağı. Kalan boş zamanda gezer dünyayı! Bazen uçağa atlayıp çıkar göğe, bazen binerek jet-ski’ye, girer denize icabında. Yer yemeğini beş yıldızlı lokantada.
Umut suistimale açık bir duygudur. Umudunun kimlerin işine yaradığına bakmalıdır insan. Bu yüzden etraftaki umut tacirlerine dikkat etmek gerekir. En güzel umut, kişinin gelecekte nasıl birine dönüşeceğine dair beslediği umuttur.
Burjuvazi, 18.asırda krala karşı mülkiyeti koruyordu. 19.asırda ise halka karşı mülkiyeti korumaya başladı. Burjuvazinin artık halk iktidarını sınırlamak gibi bir isteği vardır. (Karl Polanyi-Büyük dönüşüm)
Değişim için gerekli araçlardan mahrum bir devlet, kendisini muhafaza edecek araçlardan da mahrum bir devlettir. Dolayısıyla nasıl organizmada bir değişim varsa devlette de bir değişim olmalıdır. Değişim için gerekli araçlara sahip olmayan bir devlet kendisini muhafaza da edemez. Her an bir organizma gibi değişmek zorundadır fakat bu değişim temelde devletin kadim anayasasını muhafaza ederek değişen bir değişim anlayışıdır. (Edmund Burke-Doğal toplumun savunusu)
Kapitalist sistemde sağlık sektörünün tek bir rolü vardır. Bedenen ve ruhen çalışamaz hale gelmiş bir kişiyi bedenen ve ruhen yeniden çalışabilir hale getirmektir.
Bekleme halinde her şeyi anlatanlar kaybetmeye yakındır :
artık kişisel bir alanda aynı metafizik oyunu daha keskin sınırlarla yürümektedir
Gizli kalsın; sırlarım olmasın mı? Yatadanım.
Her şeyi anlatan kaybeder, ben susan taraftayım.
Kalbim açık, defterim kapalı.
Bazı doğrular söylenmez; taşınır.
Herkes bilirse eksilir, ben biraz eksik kalayım.
Dilim kısa, hafızam uzun.
Anlatacak çok şeyim var; anlatmamam bundandır.
Sır saklamak yalan değil, kendine sadakattir.
Göründüğüm kadarım; bildiğim kadar değil.
Sessizlik de bir ahlaktır, herkes taşıyamaz.
Ama aslında anlam kazandıkça metne yakışıyor ve duvar yazısı, sticker haline geliyor:
Bekliyoruz. Başka plan yok.
Gelmeyecek ama bekleniyor.
Bugün gitmeyelim, yarın da bakarız.
Zaman geçmedi; biz eskidik.
Buradayız çünkü başka yer yok.
Bir şey olacak dendi, oturduk.
Gitsek de aynı yer.
Beklemekten vaz geçersek başlarız.
Godot yok, alıştık.
Durmak da bir eylem.
Tiyatro çıkışında ise bu sıradan durum bir kimliğe dönüşür
Ben bekleme halindeyimdir
Bu bir sır korunma biçimidir
Sessizliğin bilinç kazanmış halidir
Zaman geçmez
Söz verilmiştir
Eylemsizlik ise askıda olanların tarafında kalmış hissi uyandırır
İddiasız ama biraz alaycıdır
durmak ve beklemede kalmak artık bir yerden gelmek ve bir hâlden konuşmak gibidir
ama dünya bu gibi oyunlar için suni renkler sunmayı sevmez
Godot evrenine yakışmalıdır
Örn: Gizli kalsın sırlarım, olmasın mı yatadanım !
Bu absürt selâm artık bir iç ses mırıldanmasıdır ve bu ironi de Godot'a yakışır ama Godot evreninde Anadolu aksanı olması için Godot yok, alıştık.
Bu açıdan da bakılabilir.
Teşekkürler.
Hayatta hiçbir şey zorla olmaz ama zorla güzellik hiç olmaz yani...
Yoksa susmak sabır değil kendini tutmak olur yani savunmaya dönüşür.
Savunma refleksleri kaos ortamında otoriterliği eleştirir, sessiz kalanın değil zorlayan tarafın sorumluluğuna işaret eder, kendisi kötü değil de bir şeylere mecbur kalmak istemiyor.
Henüz duvarlara yazılmadığı dönemlerde bu sözler atasözü gibi saptırılırlar.
Kısa
Tok
Hem dünyevi
hem de uhrevi ağırlığı var.
Metafizik yanı adına doğaüstü yaklaşımlara evrensel bir sınır çiziyor.
Güçlü ve istikrarlı sanıldığında incelemeler varoluşsal değil oysa gerçek olma ve gerçekliğe katılma durumudur.
VLADIMIR : Hiç terk ettim mi seni?
ESTRAGON : Gitmeme izin verdin.
Cehenneme giden yol bir uçurum değil, yavaş bir eğimdir. (Clive Staples Lewis- Prens Caspian)
Beklentideki amacı elde etmek için Tanrı'yı beklemeyi ifade ediyor.
Her çağın kendi illüzyonları vardır ama onları kaybedenler bazen gerçeğe değil boşluğa uyanır. (Honore de Balzac-Kayıp İllüzyonlar)