Uzatmış başını bakıyor pencereden
Perdelerin rengini sorsan da söylemem
Gözlerini hiç görmedim, rengini bilmem
Camdan ayırmıyor hiç yüzünü,
Leyla mı, Şirin mi, Aslı mı ne desem?
Bakınca uzaktan
Boy pos yerinde
Delme göz,
Burma boynuz
Yakışmış alnına
Pencerenin perdesi çekili
Oda karanlık her gece
Girmiyor sabah Güneş içeri
Gittin gideli sen gurbetele
Gündüz kısaldı uzadı gece
Yüksek tepeye yıldız yakın doğar
Mum gibi yanar karanlık çökünce
Dökülür tel tel saçlar omuzlara
Şimşek çakar yağmur düşer toprağa
Bir yanda kaya öte yanda toprak
Yetişir mi armudun iyisi
Çorak toprak çakıl ve kumda
Akmıyorsa dere yoksa su da
Ot bile bitmez
Yağmazsa yağmur baharda
Saydım Tek tek mazide ki günleri
Her biri bin yıl geçmek bilmedi
Sancaktan yanaştı rıhtıma gemi
En son kaptan indi yolcu gelmedi
Takıldı gözlerim direkte ki yelkene
O ulu bir çınar asırlık
Kökleri içinde saklı tarihin
Deseler yüz yetmiş yaşında
İnanmaz kimse
Henüz daha yirmi yaşında
Çek ellerini, değmesin ellerin elime
Çarpar dokunursan, çıplak tenime
Bakarsan yakından gözlerimin içine
Düşer de ateşine, alev, alev yanarsın
Ne Leyla’ sın, ne de benzersin Şirin’e
Yaralı bir Ceylan gezer, gözleri sürmeli
Düşmüş avcı peşine, elin de karabini,
Oturmuş dipçik omuza, göz gez arpacık,
Vuracak Ceylan’ım, kaç kurtar kendini.
Masum bakar Ceylan, döner de ardına,
Ne dal var tutacak ne bu budak
Tutsun da dalın üstüne bassın
Hani emmi omzunda yükselecek
Kart hamili yok yeni doğan yıldızın
Bir kartal gördüm gökte yalnız uçan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!