İki Mahkûm!
iki ayrı tende
mahkûm edilse ruhumuz
Denizi’in köpürdüğü yerde
Özenerek yaratmış onu yaradan
Üryan doğurmuş anası, anadan üryan
Kadın kokuyor kadın, parfüm sıkmadan
Gün geçermi bir güzele bakmadan
Saçları kara, uzanmış beline
Güneşin ufuktan doğuşu
Yavru can kuşun
Dünyaya kanat çırpmasıysa
Gün batımı
Açan tomurcuk gülün
Solan yaprakları olmalı
Gam yükü bindi, alaca karanlıkta üstüme.
Anlatamadım derdi mi,anlatmak istesemde.
Biraz efkarlıyım, hüzün çöktü içime.
İki kadeh mey kalmış, şişenin dibinde.
Gel çıkalım, yüksek, ulu bir tepeye,
Davul ve kös çalsın, iki ileri, bir geri,
Haber salalım, bırakıp giden o periye,
Etmesin inat, şafak vakti, gelsin geri.
Ne desem, ne söylesem, boş size,
Pare pare duman çökmüş
Yüce dağ senin başına
Gün yüzün yine düşmüş
Sıra sıra dağların ardına
Hep kıskandım yıllarca
Gökyüzünde uçan kuşları
Kanat çırptım Uykum da
Karanlık gecede bir ömür boyu
Hiç bitmedi ümidim
Gün doğalı,
Hayli zaman oldu.
Öyle geçti,
Bak ikindi okundu.
Görmedin mi?
Gölge,
Avucumda kırık kadeh izleri
Sıcacık kan kırmızı rengi
Saklı kaldı hatıralar mazide
Yıllanmış kırmızı/lal şarap gibi
Yıllar ah mazide kalan yıllar
Geçerken ıssız, toz toprak yoldan,
Düşlerim de sakladığım, kalbimi çaldın.
Koştum delice, bağırdım arkandan,
Dur! Götürme, bırak kalbi mi?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!