Meselesi memleket olan adam
Karşılıklı çay içmeye en değerdir
Dışarıdaki yağmur bitermi ki akşam
Sokakta marş söylemek erdemdir
Vicdanı çürük etten heykeller şehri
Herkez küssün istiyorum benimle,
Bir koca kitap birde yüzlük kaset
sığar kalbimdeki mağaramın içine
ne tuhaf şey değilmi beklemek
leğimli bakır çaydanlığın dibinde
hayatım bir kırık bardağa akacak
Yaş otuzbeş ama yolun yarısı demeye korkuyorum
Zira bir şairin ağzından çıktığında bu hesapsız cümle
Ölüm meleğini zamansız davet etmek gibidir biliyorum
Biliyorum insan ömrünce sevmeli ve sevdiğince sevilmeli
Satır aralarındaki en durgun ifadeye konulan virgül gibi
İçimizde atıp duran yürek içinde faili meçhul sevgiler
Yokluğumda yazılmış şiirler olmamalıydı,
Şehrin en intiharlık sokaklarında gezerim,
Elime verilmiş geçmişin sözle örülü urganı,
Sehpamı çekecek kutlu kahramanı beklerim.
Tarifim olmayabilir zamanın sözlüklerinde,
Elleri karaya çalanların mihverinde kara delik
Suyuna kan katılmış sokaklarında partizan
Kaç dere ağzında nice kelimeler ezberledik
Siz karardıkça biz bembeyaz günler düşledik.
Sabahın ağzıyla gülüp güneşi inkar etmekte ne
Dokunsak saçlarına yeşile döner yeryüzü
Yalınayak gözleri kilit vurmuş gülmelere
Boynuna taş bağlıyor gamzesinde güzü
Kalabalıklar arasından taşıyor, yaralı yüzü
Yenilgiyle başlayan hayat gülü yakarmı
Göğü kucaklayan el secdede çınar ağacı
Zakir, bu neyin şerbeti içinde yaz sıcağı
Kokladıkça ölüm, akılları sağır eden gülü
Dünya denilen şey dört mevsim darağacı.
Tuhaflıklar içinde dönüyor dünya kızağı
Tüllerini yırtıp kırk yılıma sığdırdığım
Silik kitapların kaderi yanmış defterimde
Ütüsü olmadı sabahlarımın yetişmek kaygısıyla
Vandalları hiç alkışlamadım oysa
Ama şehrin damarlarındaki isyandım
“Birgün” denilen umut kırbacı sırtımda…
Açın kapılarınızı biraz mülteci biraz rahmet girsin
Mermer döşünüzde pıhtılaşan merhamet
Sakladığınız insanlığınızı çıkarın ki rutubetlenmesin
Bir demet çiçek toplayın zira siz seversiniz koparmayı
Koparmanın diğer adıdır sahip olmak yada olmak
Mülteci çadırının önündeki çamurun üzerine bırakın
İnsanlığın başında musibet, duvardan ağlarıyla
Önce ruhumuz sonra yüzlerimiz maskelendi
Şimdi ellerimiz suda yüzen ağaçlara benziyor
Ölü balıklar gibi gözlerimiz boşluğa meyillendi.
Lekelenmiş dünyanın koynunda ayrılık sancısı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!