gölgeni görmesem de
biliyorum arkasındasın perdenin
şavkı vuruyor gözlerime
adını kendine ad seçen yıldızın
gece bir yanıp bir sönüyor
Sarmaşık taşın dağında yürürken
Güneşin özlemiyle yanıp tutuşur
Gönlüm mum gibi korda erirken
Karıncası bir damla suyla yetişir
Karanfil martının elinde kururken
gökyüzü gözün kadarsa
sızlıyorsa burnunun direği
ve geceleri sardıysan koynuna
kayan yıldızları seyret
belki yetişirsin yarına
Sildiğimi görmesin martılar kahırlı gözyaşlarımı
sonra yankılanır denizde çığlıkları susturamam
papatyalarla açan sabahlarım olurdu
serçeler güneşten önce uyanırdı
yalnızlık kapıma dayanırdı
bir sevdiğim oldu olacak rüyası
sevdiğim de olmazdı ya
seni özlüyorum
demek için seni özlemiyorum
martının
denizden
nasibini
araması
Annesinin bir tanesi
Babasının nur tanesi
Yuvasının kar tanesi
Mina benim canım kızım
Azığımsın tadım tuzum
doksanbeşin ayazıydı
sabahın köründe kaldırdılar bizi
gökyüzü ısırganotu gibi oturdu içimize
karabulutlar taş gibi düştü başımıza
üşürken ürperirken
ayrılık saatini koydular karşımıza
Hasret bu
Çeken bilir
Ve titretir insanı
kılcal damarlarına kadar
Hasret bu
Toprak
Yeniden üretilmeyen varlık
Toprak olmazsa
Gelir kapına dayanır darlık
Topraksız buğday olur mu
Hos bir dize okudum kutlarim Dostum guzellikler sizinle olsun saygilar *** TAM PUAN ***