Gönül bahçen dolsa, her gülü sanma,
Diken gizler elbet, hıyanet yakın.
Gözün görmediği, her söze kanma,
Sükût kalesine, bir çivi çakın.
Konuşun yine de, tartın her sözü,
Gönül heybesinde ağır bir sızı,
Dile gelse kelam, yetmiyor Nurgül.
Güneşin bağrında saklı bir buzun,
Ateşi sönüyor, bitmiyor Nurgül.
Gözlerin ufkuma çekilen mil mi?
Nakarat
Gönül coşar, ritim başlar bu akşam,
Müzik dolar, dertler biter bu akşam.
Eller havaya, neşe dolsun her yan,
Dünya döner, eğlence var bu akşam.
Gönül dağlarımı duman bürüdü,
Yaş döktü gözlerim, sevdam savruldu.
Kimi zaman hüzün, kimi zaman aşk vurdu,
O gün bu gündür, hayatım çileyle doldu.
Ozan mustafa yanık bağlama çaldı,
Gönülde bir sızı, dilde bin yalan,
Aşk diye sunulan koskoca talan.
İçten gelmiyorsa bir bakış, selam;
Varlığı yük olur, özünde bir gam.
Q
Bugün yapay hisler gölgesindeyiz,
Gönül defterime titrek bir el uzandı,
Sözlerim gecikti, harflerim yorgun.
Oysa içimde bir volkan yanardı,
Senin adınla uyandı bu derin vurgun...
"Geç kaldım," diyor, şimdi bu yarım kalan mısra,
Gönül fermanı dinlenir bir yerde,
Herkesin durağı, aradığı yerde.
Herkes mutlu olduğu yerde kalsın…
Benden gidenin payı, kalana kalsın.
Ben kapattım kapıyı, usul ve sessizce,
Gönül fırçasını alıp eline,
Dünyayı boya sen sevgi rengine.
Bir tebessüm kondur çocuk yüzüne,
Güneş doğsun artık her bir evine.
Gülüşü güzeldir masum canların,
Gönül han değil, dergahtır,
Her gelene açılmaz kapısı.
Bir kez eşiğinden içeri adım attı mı,
Dönmek olmaz, haramdır vedası.
Gönül aşk, ateşiyle yanan bir ocak,
Sırlara açılan kutlu bir bucak...
Gönül hapishanesine düştüm bir kere,
Çıkış yok bu aşktan başka bir yere.
Gözlerin parmaklık, sözlerin kilit,
Hasretin vurduğu o derin yere.
Q
Bir dünya kurdun ki içinde hapis,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!