Zamane çocuklarının saklambaç oynamasına özenip
içimdeki gizli dehlizlerde saklıyorum seni.
Senin beni
benim seni bulmam an meselesi iken
kırk yılı buluyor sobelemek...
Ebe olanın avuçlarından dökülüyor ebegümeci.
Gökyüzünü kaybettik. İçinde insan türevi ayrılıklar katıştırıp. Kimimizin korkusunu kusmuğu bulaştı düşlerimize, kimimizin sevincinin ıstırabı doluştu kulağımıza can havli tükenmişliklerle.
Şifa aradık, kendimizden kendimize çoğalttığımız karın ağrısı hüzünlerde. Kimi zaman bilerek yükledik omuzlarımıza bize ait olmayan dertleri, kendi derdimizcesine acıtarak parmak uçlarımızı.
Kapılara vurduk yumruk yumruk gözyaşları ile. Derdimizin dermanı sandık arka arkaya dizilmiş sözcükleri. Derdimizi çözer sandık, cümleleri olanları. Derdimizin kendisi sandık, ruhumuza omuz atıp gidenleri.
“Sevmek, Eğer O Olsaydı...”
Sevmek…
bir gül gibi mi açardı yoksa
bir kurşun gibi mi patlardı?
Gerenimo olsaydı mesela,
Herkes iç acılarının toplamı ile can kırıklıklarını bir denklemde eşitleme derdine düşüyor.
Kimsenin dış acılarının izdüşümlerinin yarattığı iç bükey sancılardan haberi yok.
Kusursuz işleyen evrenin trigonometrisinde varlığının eriştiği kenar uzunluğu ve onların tanrıya olan açısında, ışığın doksan derece açıyla düştüğü avuç içlerinde yaşıyor özlemleri.
Doğrusu yok demişti bilge adam
ve yine doğrusu gittiğin yoldur diye de eklemişti
Onun nazarında
Yağmuru bekleyen bir gariptim yol kenarında
Hava kapalıydı ve yağmur yağmamak için bulutlara tutunuyordu
Kum olup parmak arasına doluşmuş olmak da
Yak…
Köze düşüp buhar olan damlanın duasıyla başla,
sessizliği tutuştur önce,
çünkü en büyük yangınlar
dilsiz çığlıklardan doğar.
Yalnızlık bir şiir olsaydı,
kendine seslenmezdi belki,
ama her gece,
gökyüzünde eksik kalan bir yıldızın yerine
adını koyardı.
Bu coğrafyadan mutluluğu çaldıkları günden beri
yitirdi çocuklar gülüşlerini,
analar duasını unuttu,
babalar omzundaki dağları yere bıraktı,
gelinlik kızlar ağlaya ağlaya büyüdü.
Sevginin tam ortasına dinamit koydular,
İnandığın ve uğruna savaştığın doğrular, doğru değilse...
Sana yanlış gelen şeyler, bir başkasının hakikati ve doğrusu ise.
ve her ikinizde kendi doğrunuz da ve yanlışınız da haklı iseniz
Aşk mı beni tutsak alandı, ben mi aşka tutsak olandım bilemedim...
Yoruldu Mısır firavunları, taş kesildi Çin ordusu, yıkıldı Babil Kulesi, yandı İskenderiye Kütüphanesi, battı Atlantis, bir tek AŞK başardı yaşamayı. AŞK'ı yüreğinde taşıyabilene ne mutlu ki dünya yıkılsa da onu sımsıkı tutuyor avuçlarında, gözlerinde, gülüşünde, yüreğinde, sözcüklerinde.
Tutsak bir sevgi değildir aşk ve özgürlüğü yoktur, sen özgür olmak istedikçe uzayacaktır yolları sevmelerin ve kabuk değiştirecektir. Fakat aşk kendi içinde bitmeyecek ve sonsuz olacaktır... Sen olmayacaksın belki o aşkın içinde o kadar fakat AŞK her daim var olacaktır mor sardunyaların kokusunda ve sevginin gülüşünde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!