şiir.... zaman.... mekan... kayıp...
içimde deli bir yangın var... ağıt yakar gibi...
tüm zaman ve mekanların ruhu bir buğday tanesine mahkum edilmiş...
ata tohumu diye bir kavanozda binlerce yıldır saklanır durur gibi...
yangınlar olur... fırtınalar kopar... gökler yarılır... denizler taşar... okyanuslar taşar...
Hangi çağda başladık bu masala,
Gözlerin beni hangi yıldızda buldu,
Ruhumun yankısı mıydı sana koşan,
Yoksa bir destanın küllerinden yükseldik de
Bu dünyada yeniden yazıldı adımız?
Zaman döngüsünde seninle ilk karşılaşmamız değildi,
İki insan...
El ele, sessizce yürüyordu.
Yol, upuzundu.
Ağaçların gölgesiyle, güneşin ışığı birbirine karışmıştı.
Toprağın rengi, gökyüzünün mavisine ayna tutuyordu.
Sözcüklere gerek yoktu.
Aşk, Tanrıların, insan ruhlarına zulüm yapmak için elma içine zerk ettiği zehirden başka bir şey değil diyordu bütün mecmualar.
Manşetten kırk üç punto haber çıkıyordu, gazeteci çocuk sokaklarda çığlık çığlığa bağırıyordu; ''duyduk duymadık demeyin, kral fetva verdi aşk ölmüştür, kimse ona inanıp düşmesin peşine, olur da inanıp düşen en kötü cezaya çarptırılacaktır.''
Köşe başlarına işeyen köpeklerin havlamalarına eşlik ediyordu homurdanmalar, aşk ölmüş, üç kuruşluk canı varmış, zaten zehir gibiymiş insanı öldürüyormuş yavaş yavaş, aşk ayrılıkmış demiş biri, ötekisi zaten kavuşursa aşk olmuyormuş, sesler bütün şehre yayılmış, aşk ölmüş...
Bir şiir yazıyorum şimdi,
gözlerinin denizinde kaybolan bir gemi gibi,
sesinin sıcaklığında eriyen bir kar tanesi gibi,
ellerinin göğsümde bıraktığı sonsuz huzur gibi,
adını her hecede mühürleyen bir sevda gibi…
Evrenin kadim sırlarını arardı yüreğim
Kelimelerin yükünden kurtulup, dile gelmek için dökülürdü nefesim
Belki de sadece benden bana dökülen bir yankıdır arayışlarım
Bir ses, hiçbir kulağın duyamayacağı kadar derinden
Ve ben, o sesin peşinde bir ömür boyu susma ihtimalini sevdim
Dördün, üç katının bir eksiğinin kendisiyle toplamı gibiydik sen ve ben.
Hiçbir zaman tek sayılı bir nedene bürünemedik.
İkiliğin bir tanımı olsa bunu en iyi anlatmak için kullanılacak kelime, sen ve ben olurdu.
Bizim denklemlerimiz Pisagor ve Oklid'e şapka çıkartacak kadar karmaşık ve kaotik idi
Yine de eşitliği tutturmak adına satırlar arasında sayısı eksilmiş kareler yakalamaya çalışıyorduk,
dairenin iç acılarının toplamından üçgen kaçışlar çoğaltmak adına.
Bilinmek İstedim
Bilinmek istedim; yoklukta yankı bulmak,
İlk nefeste toprakla ruhu harmanlamak adına…
Fakat her şeyin şahit olduğu o ânı hatırlıyorum;
Meleklerin titreyen kanatlarını ve
Çırılçıplak idi doğum,
en çok da bir çocuğa yaraşırdı...
Çırılçıplak idi ölüm,
en çok da doğmuş olana yaraşırdı...
İki çıplak hal arasında idi ömür,
Orkide, inceliğini kırılganlığında saklar,
ısırgan, dokunanı yakarak öğretir mesafeyi.
Sarmaşık, sabırsız bir sabırla işgal eder,
çınar, gölgesinde asırlık yalnızlık büyütür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!