Sen ne güzel şeysin
Ne güzel baharsın
Ne güzel bakarsın
Bir ucu gökyüzü gibi masmavi
Bir ucu uzun ovalar gibi…
Bana Hasretimi Söyle
Bana İstanbul’u söyle / ortak
Bana şarabımı anlat…
Gözlerinde çevirip, çevirip okuyayım İstanbul’u
Hafiften sakallı bir çocuktu
İyi bilirim, ne dersiniz
Gece olurken gelirdi
Hep aynı durak onun ki
Benim gözlerim mıh kesilir
Saatler akar, gidisin yaklaşıyor
Bir fırtınaydı
Ala çayırına yalnızlık ektiğim
—şu ömür!
Ve sen çıka geldin
İçime korkular serpiştirerek
Bir haziran akşamı
Hey be söyleyin bana
Korkudan karanlığa aydınlık mı olur
Cehalet ise kör inancın
Bilgisizlikten cennet cehennem mi olur
Hoşgörü dersin din-i temelim
Kan düşmüş derin ovalarının içine
Filistin’le yazıyor insan ihaneti
Tarihin en namahrem sayfalarına
Gene silahlar gene paslı namlular
İşte Azrail’in oğulları onlar
Her biri katran katran kan kusuyorlar
Basmane tren garında
Çığlıklar çığlıklara karışmış
Tren sirenleri
-Ferhatları canlandırır
Hummalı bir kalabalık
Kavga etmek meziyet
Gülümsüyor Amerika dış işleri bakanı Bayan Rice
Otuz iki dişini göstererek
Bacak bacak üstüne atmış yarı çıplak baldırı
Az önce pazarlamış Atina’da seni
Kapatılmış yollar
Seferberlik halinde kolluk kuvvetleri
Birazdan denize düşecek adam
Yılların yorgunu sakalları
İhtilallerin hesabında derin çizgileri
İşte sapından çatlak
Akort tutmaz sazı…
Heybesinde kuru soğan, bayat ekmek
Hiçbir gemi böyle beklenmedi…
Öyle beklediler ki
Limanlarda çocuklar
Anneler ve babalar
Öyle beklediler gözleri egede…
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!