Mavi Bir Sonsuzluğun Tek Sahibi
Bir uykunun en tatlı yerinde bölündü hayallerim, Gözlerimi açtığımda yine senin hayalinle doldu bu oda. Dünya dönmeyi unuttu sanki, zaman durdu o an, Sadece kalbimin atışını duydum, senin adınla çarpan. Bilirsin, her insanın bir sığınağı vardır bu hayatta, Benimki ise senin o bakmaya doyamadığım bakışların. Gecenin en karanlık kuytusunda bir fener gibidir hayalin, Uzaklardan bir koku gelir, sanırsın ki yanımda soluğun.
Sen varya mavi gözlüm, Gökyüzünü sığdırmışsın o derin bakışlarına, Denizlerin hırçın dalgalarını sakinleştirmişsin sanki. Her baktığımda bir umut filizlenir çorak topraklarımda, Bir bahar gelir ki sorma, çiçekler açar buz tutmuş yanlarımda. Seninle başlar benim günüm, seninle biter her gece, Adın dilimde en kutsal dua, en çözülemez bilmece. Sanki bir efsun var o bakışlarının derinliğinde, Beni benden alıp götüren, uçsuz bucaksız bir evrende.
Yollar uzayıp giderken aramızda, mesafeler engel değil, Ruhumun en kuytu köşesinde senin sesin yankılanır. Bir gülüşün var ki, karanlıkları aydınlatan bir güneş misali, En fırtınalı limanlarda bile beni kıyıya ulaştıran bir gemi. Sevmek sadece yan yana olmak değilmiş, ben sende öğrendim; Görmeden hissetmeyi, dokunmadan sevmeyi seninle sevdim. Şehirler uyur, sokak lambaları yorulur beklemekten, Ama benim sana olan özlemim hiç dinmez, hep en derinden.
Mavi Gözlü Bankacı
Kravatının düğümünde saklı sabahlar var,
Saat sekizi beş geçe başlayan bir disiplin.
Cam binaların gölgesinde yürürken
MAVİMSİ GÖZLERİNE KAYBOLMAK
Mavimsi gözlerin vardı,
adı konmamış bir renkti bakışın.
Ne tam umut,
MAVİYE YAKIN BİR ADAM
Mavi gözlü bir adam var,
Bakışı denizi susturur, göğü ikna eder.
Girdiği odaya önce sessizlik düşer,
Sonra herkes biraz kendinden utanır.
MAVİYE YAZILMIŞ EBEDİ SEVDA
Gözlerinin o derin maviliğinde kaybolmak, Sanki uçsuz buçaksız bir okyanusun ortasında, Fırtınadan sonraki o dingin huzuru bulmak gibi... Hangi denizin sularından çaldın o bakışındaki derinliği? Hangi gökyüzü bağışladı sana bu eşsiz, bu masum rengi?
Sen varya sen, bakışınla dünyayı durduran mucizem, Mavi gözlerinde kaybolduğum, hiç bitmesini istemediğim gecem. Senin sevdan kalbimde bir nehir gibi gürül gürül çağlarken, Sana dair dökülüyor dilimden en uzun, en dokunaklı hecem.
Sana bakmak; gökyüzünün en berrak sabahına uyanmak demek, O deniz mavisi gözlerinde, bir ömrün yorgunluğunu silmek demek. Hangi ressam fırça vursa yetmez o derinliğin tarifine, Senin bakışın; bir garip sürgünlükten ana yurda dönmek demek.
Mersin diye bir yer var,
İnsanı yavaş yavaş eksilten…
Önce gülüşünden alır bir şeyi,
Sonra sesinden,
En son da umutlarından.
Akdeniz akşamları gibi başladın bana,
Sıcak ama sessiz…
Adını yüksek sesle söyleyemedim hiç,
Rüzgâr öğrendi önce,
Zamanın dikiş yerleri söküldü önce, Senin boşluğun değil, benim varlığım ağır gelmeye başladı şehre. Gidişin; bir kapı çarpması kadar gürültülü değildi oysa, Bir kar tanesinin toprağa düşüşü gibi, İnce ince, sinsi sinsi ve dondurarak bitti her şey. Ben seni rüzgâr sanmıştım, meğer nefesimi kesen bir uçurummmuşsun.
Hani o sabahlar vardı ya, güneşin doğuşuna mazeret saydığımız? Artık güneş sadece bir gök cismi benim için, bir umut değil. Eskiden "biz" derken dudaklarımın kenarında açan o çiçekler, Şimdi kurumuş birer yara izi gibi sızlıyor. Meğer ben senin gelişine değil, Kendi gidişimi senin yoluna sermeme yanmışım.
Sana "geri ver" dediğim ne varsa; gülüşüm, ışığım, uykularım... Hepsini birer kurban gibi bıraktım o geçtiğin yollara. Sakın geri getirme! İstemem artık eksik bir ruhun yamalı parçalarını. Artık ne sabahın ayazı korkutuyor beni, ne de gecenin o dipsiz karanlığı. Ben en büyük ayazı, senin "aydınlık" sandığım sahte ışığında yaşamışım.
Ne Sevdin, Ne Vazgeçtin
Ne seviyorum dedin,
ne de sevmiyorum diye yüzüme baktın.
İki kelimeydi aslında kaderim,
Bir kelimeyle başladı her şey,
belki bir susuşla büyüdü,
belki de zamanında tutulmayan bir el yüzünden…
Şimdi dönüp bakıyorum da
en çok kendime kızıyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!