Kızmıyorum hiçbir şeye
Sevdiklerime kırılmıyorum
Artık gitme vakti geldi biliyorum
Üşümeyeceğim
Ve giderken veda etmeyeceğim
Kuşlara,uçurtmalara dokunmayacağım
Sevgim, boşlukları doldurma heveskârı bir avcı değildi...
Alenen yaşarım ben; güzel ve doğrularla -tersi yönden de hiç korkmaksızın...
Sevdiğim kadar hesap istemesini bilirken vermeyi de bildiğim kadar hürriyet dolu -doludizgin yaşarım ben;
Çünkü benim sevgi anlayışım kırıntılardaki ayrıntılardan daha fazlasıydı...
Demek istiyorum ki; profesyonellik ve amatörlükle ilgilenmiyorum...
Simit,ve evde pişirilen sevgi çayı,
Aile poğaçası,geniş aile kurabiyelerini,
Dertli çaydanlıkların dost türkülerini,
Odun sobasının uyurken bize göz kırpmasını,
Yağmurların çıkardığı kuş seslerini,
Sislerin bir yanıp bir sönen ateşleri anımsatmasını,
sana güzel vedalar getirdim;
sonbaharın yapraksız dallarından,
kışın gözyaşlarından,
sonların hazin dilinden,
ve mecnun'un kervanından-
leylâ'nın kalbinden...
Ya önümüzde iki seçenek olmasaydı?
Ve tam ve sağlam ölümün dahi doğumdan hiçbir farkı olmasaydı...
Yine de diyebilir miyiz, "her zaman bir seçenek vardır"
Peki ya, sürüklenmenin önüne geçecek hiçbir seçenek kendinle beraber başkalarını da iyileştiremiyorsa...
Ve güzelleştirmiyorsa.
Ve çirkinleştiriyorsa...
Arada sırada çapalanmış bir toprak gibi,hissedebilirsin kendini
Ve seninle öğünen bir aşk da olmayabilir
Onlar ormana kaçışan fareler gibi,de olabilirler
Ya da birer kaplan
Onları çerçeveletip duvara asmak
Ve her gün yüzlerine bakıp küsmek yerine
Ben onca kalp ağrılarını,
Kırıklarını terkip ettikçe,
O hali bir bakışla yaklaşırdı
Resmime.
Mavi mendil elinde
Bak,
Ben var ya ben;
Ben hayatın yarısını ölmek istercesine-
Yarısınıda mapustan çıkmışcasına, özgür yaşarım...
Ben mi yaşarım sadece?
Hayır, hepimiz böyle yaşarız;
Kış en çokta kartpostalları severdi
Öyle vakti bitince tam bir teslimiyettle sunardı kendini ikindiye
Akşam olmaktaydı artık, bu kuşların bir yerlere gidişi vardı
Vazolara giriyordu bu yağmura sarılmış gözyaşları
Biliyorum kış gibi algıladınız beni
İçiniz titredi,belki de irkildiniz çitlembik ağacı gibi
Melekler ve Şeytanlar
Hüzünlü bir gün gibi tıpkı;
İkisi de,yabancı
Varlıkları kalıcı..
Aslında anlatacak çok şeyim vardı
İçimde biriktirdiğim tozlu mısralar,
Ölüm meleği kapımı araladığın an
Anlamıştım sanki,tatmış gibi daha önce ölümü,
Yok olmak gibi bir derdim yoktu
Var olamak, hiç kimse gibi
Kalmak yeşermiş ve solmuş hazan yaprağı gibi
Ellerim cebim de,ıslık çalıyorum
Rüzgara inat bir melodi..
İçimden bir şey gelmiyor
Aslında okadar doluyum ki, nefesim yetimleşiyor.
Duvarda ki, tablo boynunu büküyor
Hadi beni resmet,hayat ver
Sun beni, mercan renkli gözlere
İçimde ki,şeytan izin vermiyor
Sus sus sus,işte tek dediği bu
Susmak..
İyilik meleğim can çekişiyor
Öyle ağır bir yara aldı ki hayattan
Şapkalar,mantolar gözlükler,perdeler
Kapatmıyor gündüzümde ki,gecemi..
Savaşmak için yaşayacaksam eğer,
Barışın asla kurumayacağı bir coğrafya isterdim
Nil kadar derinlerde,akmak isterdim
En maviliğinize..
Ne melek,ne şeytan
Ben olmak isterdim saf sevginiz de,
Mavi kanatlarınızdan akmak isterdim
Tüm sihirli sözcüklerinize...
Meral Meri
18.04.12.




-
Mısırlı Bir Öğrenciyim
Tüm Yorumlarkahırede buyumek hakkınde sorularım var ıznınızden