Bir insana ulaşmak ne çok zor zanaat gerektirir...
Onu tanımak için emeklemek lazım gelir...
Düşün ki insan insana bir sır
İnsan insana bir bilmecedir
Bir oyun kavrandıkça güzelleşir
Üstü de altı da kapalı bir sandık
Ben yokum diyorum her seferinde,
Yenik düşüncelerden gevberip gidiyorum,
Kendimce işte...
Sen yokum diyorsun istemeyerek,
Ne engellermiş bu aşılmanlar...soru belli...cevap belli...
Kendimce işte....
Sor hadi kendine?
Sor çekinme,niye benim diye....niçin bu denli mutsuzluk maruzuyum! ..
Kendimce işte....
Alakalı alakasız tüm sorular beynimi kanatıyor...ve de karartıyor,
Acı çekmekten zevk alırmı insan? düşünüyorum,
Kendimce işte...
Derin derin nefes almak yetmiyor,
Yada ölüm bile yakamdan düştü,ölüm bile benden şikayetçi,
Kendimce işte....
Boş boş her şey boş,
Dolu dolu her şey sanmadığın kadar dolu! ...
Kendimce işte....
Canın sıkılmak ne demek?
Ben bilmiyorum canın sıkılmak ne demek? Düşündüm de,
Kendimce işte....
Dua etmeli aslında,
Dua etmeli ki,sana uzanmalı eller,öyle düşündüm,
Kendimce işte....
Şair Meral&Meri
23 Eylül 2011 Cuma, 03:27
Bağlılık yemini etmiştik doğarken-
Çıplaklık ve gözyaşıyla;
Ne kadar da anlatırdı bizi
Sonu gelmeyen amaçlar-
Sonu bilmeyen o bekleyişler...
Ne kadar da anlatırdı bizi;
Yaşamda olgun bir meyva ile yaşlı bir meyva arasında ki fark nedir? Diye sordu keişiş öğrencisine.
Ona cevaben dedi ki;
-Olgunlaşmak mücadele ve acıyla mayalanmış bir ekmeğe benzer.
Yaşlanmaksa ekmeğin pişmiş ve sorunsuzca mideye indirme kısmından ibarettir.Dedi.
Keşiş önce bir süre sustuktan sonra,gözlerini pencereden dışarı saldı,
inceledi bahçedeki dev ağaca bakıp,sonra söze koyuldu.
Gecenin bir yarısı,
kurumuş lavanta kokuları arasın da,
Ölüyorum sandım
Ben ve umutsuz geçmişim,
Almış beni, küçük bir vazonun taa..içine hapsetmiş
Korkularımı da almıştır umarım!
Yarınlarımı vermesini dileyeceğim;
Umutsuzluğuma umut katmasını isteyeceğim
Kimbilir belki insanca kırıklarımı da onarır.
Şair Meral&Meri
23 04 12
Etrafta dolaşıp duran kırmızı bir hayalet var; bazen sık sık renk değiştirse de bu onun kırmızılığından ödün verdiği anlamına gelmiyor.
Bazen açıkça ne istediğini gündüz ışıkları altında sunuyor ve bazen de karanlık gecelerini uyandırmayı tercih ediyor.
Yine de dünya kuruldu kurulalı o tahtına oturan bir kral olarak tanıtmadı hiç kendini bizlere.
O dolaşıp duran kırmızı bir hayalet olarak aramızda olmayı tercih etti.
Bazen yeişil bir elbisel giydi, bazen mavi ve bazen de sarı...
Renklerin önemi yoktu; ona göre hepsi aynı kapıda biriken bir bukalemundu...
İşte günler gelip geçiyordu noksanlıklarla...
İçimde çoktandır ne bir güneş var ne de bir pembelik.
Çünkü karanlık beni ve kalbimi esir etti.
Ve ben de buna gönüllü izin verdim.
Oysa o bana çok bilmediğim bir ehemmiyetsizlik sunup duruyordu,
Yazık ki çoktandır ömrümün limanları da yoktu piyasada...
Hangi veda seni hüzünlendirmezdi ki,
Hangi acı seni bağnaz kılabilirdi,
Canı yanmışın yanında da can çekişirken kardeşçe?
...
Her gün başımızdan olaylar geçmez,geçirilirdi
Çünkü başların yolu yok,hayatları vardı...
Dünyanın neresi renklidir? diye sorsalardı, onlara elbette gözleri demezdim;
Çünkü insan gözleriyle değil,yüreğiyle baktığı zaman dünyanın tüm renklerine erişebilir.
Hatta daha faslasına...
...
Halbuki biraz sözlerime ihtiyaç duyar gibi yaklaşım içinde olsaydı,elbette benim onu sayısızca bir gördüğüm gibi
onun da beni eşsiz bir varlık olduğumu ve yalnız onun için yaşadığımı idrak edebilirdi.
Fakat gün geçmiyor ki,sevgili aşkım -canımın içi göz pınarlarıma acımasızca bir çöl edasıyla sözleri ve tavırları sergilemekte
hiç de geç kalmıyordu.
Ancak ben aziz günlerin hatrına sustukça susuyordum.




-
Mısırlı Bir Öğrenciyim
Tüm Yorumlarkahırede buyumek hakkınde sorularım var ıznınızden