Hatalı tartıyorsa terazi,
Tamir et…
Olmazsa
Vur yere
Tuz ile buz et!..
Bir yanlış görünce,
Bazı uğursuz ağızlı kişiler,
İsmini sakız yapıp çiğner.
Eline alıp en pis çamurları,
Üzerine atıp kirlemek ister.
Olsun, sen bakma sağına soluna,
Bezm-i ezelden beridir,
Yanar şu gönlüm dost diye.
Dağ dağ olmuş bir yaredir,
Kanar şu gönlüm dost diye.
Durmaz canım şu kafeste,
Oyun bilmeyiz biz, dümdüz gideriz,
Zulmete bakmayız, gündüz gideriz.,
İnce düşünür, dost üzeriz ama
Gafile gafil dosta hep dost deriz.
İnsandaki dört ayak devrini bilmedik,
Kırıldık ama hiçbir zaman eğilmedik.
Saçları sarıydı, gözleri mavi.
Hayali özgür bir vatandı evlat.
Samsun’a konunca kartal misali,
Pençesi tüm yurdu sarandı evlat.
İlk adımı attı, coştu yiğitler.
Bir ustanın bir çırağı vardı
Gözleri biraz şaşı bakardı
Usta bir gün başlamıştı ki işe
Lazım oldu o anda küçük bir şişe
“Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm“
Dün gece sabaha kadar, hep bu sözü düşündüm.
Etle kemik bu gölgeler âleminde
Bizi somut kılan, soyut olan düşünceye
Çıkınca ikisini de elimizde “ruh” kalır
Güneşe koşuyorum, güneşe kanmak için;
İbrahim misali ateşlerde yanmak için.
Güneşe koşuyorum, güneşe kanmak için;
Yunus gibi baştan ayağa boyanmak için.
Gurbet, yüreğimde derin bir sancı.
Her nereye baksam herkes yabancı.
Burası çok güzel diyen gözler yabancı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!