Bir anda mırıldanıyor dudaklarım
Issız ve yüksek yerlerde
Dağ eteklerinde açar kardelen
Ağır ve mey ‘us bir şekilde
Güneş için çabalar
Boynunu büker
Okur musun gözlerimden akan o dilsiz harfleri.
Sertleşmesin diye bu dünya,
Zemheri ayazında donmasın diye sözcükler,
Gittim, bileklerini şiirle ovdum.
O eller ki, ancak papatya sağanağına yakışır,
O eller ki, kavganın ortasında bir sığınaktır.
Ayaklarımda bin yıllık yolların yorgunluğu,
Heybemde kırık aynalar, sönmüş ocaklar.
Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar,
Kime sorsam adresimi, yüzüme sustular,
Meğer herkes kendi uçurumuna çekmiş perdelerini.
Avuçlarımda soğumuş, kâinatın külleri.
Dağların göğsüne çöktü o dilsiz ağrı,
Gayrı ne kuşlar konar dalıma, ne de rüzgâr öper yüzümü.
Mevsimi şaşırmış bir ölüm kokusu dolanır tenimde,
Hangi yana dönsem, yüzüme çarpar o kanlı gökyüzü.
Söyleyin ey dilsiz kayalar, ey suskun nehirler,
Hangi hoyrat el kıydı o narin cana?
Kasıtlı bir pusu değildi bu yaralanışım,
Adını bir intihar gibi bilerek yazmadım ömrüme.
Bu uçurumun kenarına kendi ayaklarımla gelmedim,
Rüzgârın insafına bırakılmış bir yapraktım sadece.
Ama feleğin çarkı, bir gece yarısı döndü karadan yana.
Kışın ayazında buz kesmiş bir yel gibi vurdu bağrıma
Bana beni anlat şiirlerimde kızım
Başımı yana eğmiş
Gözlerinde hayale dalmışken
Ya da anlam yükle
Anlamsız hayatıma
Yeni kelimeler türet
Dünyanın bütün çiçekleri serilse de yoluma,
Sırf senin elin değdi, senin kokun sindi diye.
Gider o uçurum kenarındaki dikeni tutarım,
Çünkü bilirim, memleketin yazı kış,
Ayazı adamın içini büken bir yalnızlıktır.
Ama senin bakışlarında o kaçak bahar var ya,
Hangi dertten vursam kalemi kâğıda,
Hüzünlü bir şiir çıkar ortaya,
Bir gurbet sızar mürekkebin içinden.
Ömrümü bıraktım beyaz sayfalara.
Ne zaman hüzne bürünse kalem,
Parmaklarımın ucunda bir gurbet sızısı,
Bir gün daha doğdu kederin o karanlık rahminden,
Gece puslu kefenini üzerinden dağıtmadan henüz.
Bir gün daha kanadı, bir gün daha eksildi ömrümden.
Yoksul evlerin soğuk beşiklerinde büyüyen o çığlık,
Yırtar sabahın sessizliğini, bir hançer gibi sessizce.
Yaralı perdelerin yırtığından sızar o yorgun ışık,
Çayın altına vur alev
Geçelim köşemize
Oturalım karşılıklı
Kaynasın içimizdeki sevgi
Demli ve şekersiz içelim çayımızı
Uyumayalım kaçıralım uykumuzu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!