Sonbahar, toy çağlarımın en yakın arkadaşı...
Sana benzeyen bir kadını sevdim,
Gözleri erkenden kararan bir akşamdı,
Ben onu gün diye bildim.
Evvela babam uyanırdı bizim evde
Sessizce, hepimizden habersiz
Nihân oluşu seçilmezdi gözlerle
Evvela babam uyanırdı bizim evde
Bir sabah sevda rüzgârları eserdi,
Sanki kirpiklerime bir yük binmiş.
Nuh’un tufanından arda kalan o
Yağmurla uyandı gözlerim.
Kanlı sabahıydı günün,
İnsanlık en derin uykusunda, medeniyet gaflette…
Gökyüzü kan kusuyor, bulutlar darağacına gebe.
Sokaklarda medeniyet kılıklı kan sevdalıları,
Kızıl kadehlerini tokuşturup gülümsüyorlar.
Üşüyorum yorganım sırılsıklam,
Kaçıyorum yıldızlardan, bir an durmadan.
Gözümde gökyüzü çok çirkin bu akşam,
Ağlıyorum yalandan,
Durmam, kimse şu yaramı sarmadan.
Dağlara sorun bizi,
Denizlere sorun bizi,
Evini kalbine mesken edenlere sorun bizi.
Bizi bize sorun, başkalarına değil.
Hani “anlat” dedin ya,
Ellerini tutmadan nasıl anlatayım seni?
Leylak kokusu gibi, sustuğum yerden başlarsın,
Elena, söyle:
Nasıl anlatayım seni?
Gece, ay ve siyah
Vefasızca çekildiler aradan,
Şimdi uçuk mısralarımla baş başayım.
Hüznünü terk eylemiş bir gece;
Kaçırttığım uykularım,
Bir ateş yak, duhânı genzimizi yaksın, kaçırsın keyfimizi
Isınsın ellerimizden doğan ayaz, yüreğimize doğru
Çocukların göğsünden kopan ıslıklarla
Hasat edelim bu kimsesiz yalnızlığı
Dudaklarım senin gibi gülmeyi beceremedi
Saçlarım başkaları kadar bahar getirmedi sana
Gözlerim yakışmadı gözlerine
Ayaklarım, senin yoluna denk düşmedi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!