Sonbahar, toy çağlarımın en yakın arkadaşı...
Sana benzeyen bir kadını sevdim,
Gözleri erkenden kararan bir akşamdı,
Ben onu gün diye bildim.
İlk ben gördüm kavgasından,
"İlk ben öldüm."e nasıl geldik, Muhsin?
Sen değil miydin akşamların yoldaşı?
Ürkütürdün gece ayyaş baykuşları.
Evvela babam uyanırdı bizim evde
Sessizce, hepimizden habersiz
Nihân oluşu seçilmezdi gözlerle
Evvela babam uyanırdı bizim evde
Bir sabah sevda rüzgârları eserdi,
Sanki kirpiklerime bir yük binmiş.
Nuh’un tufanından arda kalan o
Yağmurla uyandı gözlerim.
Kanlı sabahıydı günün,
İnsanlık en derin uykusunda, medeniyet gaflette…
Gökyüzü kan kusuyor, bulutlar darağacına gebe.
Sokaklarda medeniyet kılıklı kan sevdalıları,
Kızıl kadehlerini tokuşturup gülümsüyorlar.
Üşüyorum yorganım sırılsıklam,
Kaçıyorum yıldızlardan, bir an durmadan.
Gözümde gökyüzü çok çirkin bu akşam,
Ağlıyorum yalandan,
Durmam, kimse şu yaramı sarmadan.
Dağlara sorun bizi,
Denizlere sorun bizi,
Evini kalbine mesken edenlere sorun bizi.
Bizi bize sorun, başkalarına değil.
Bir yaşamak ağırlığında,
Ölüme hafifçe sarılmak...
Şüphe değil midir istediğimiz,
Gerçekler içerisinde?
Hani “anlat” dedin ya,
Ellerini tutmadan nasıl anlatayım seni?
Leylak kokusu gibi, sustuğum yerden başlarsın,
Elena, söyle:
Nasıl anlatayım seni?
Gece, ay ve siyah
Vefasızca çekildiler aradan,
Şimdi uçuk mısralarımla baş başayım.
Hüznünü terk eylemiş bir gece;
Kaçırttığım uykularım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!