Ölmeye teras katında pijamalarını ararken karar vermişti;
‘Ne zaman nereye koyduğumu unutsam ve ne zaman bir şeyleri bulmak zorunda hissetsem aynı kararı alıyorum’ demişti sonra.
Mandalina soyarken ölmek istemişti bir keresinde; beyaz kısımlarını soymak çok zormuş ve tırnaklarının dibine doluyormuş.
Tırnakları yüzünden de ölmek istemişti; kirlenecek kadar uzun, kesemeyecek kadar kısa olduğunda öylece beklemek ve birileri görecek diye utanmak kaçınılmaz utanç vericiymiş.
Sol göğsümde saplanıp kalmasın diye mavi mürekkep, bir takım şeyler yazdım kağıda.
Beni öldürmek isteyen acı ile yüzleşmesemde, sabaha dek seviştüm göz yaşımla.
Titreyen bilmem kaçıncı derin nefesimdi,
Göğsümde zıplayıp duran et parçası durmasın diye, yazdığım bilmem kaçıncı şiirdi.
Annemdi, ahbabımdı, kardeşimdi…
Bu benim burada olan tek fotoğrafım.
Fotoğrafta sende varsın canım.
Göğsümün biraz üstünde adın, belki başımın biraz altındasın.
Dinle kadın,
Attığım her adımda, çektiğim her fotoğraftasın.
Son mektubunda imza, yaşadığım kışımda, çizdiğim yazımdasın.
Bence bir parça ölmeye ihtiyacım var bu gece…
Yani cenaze eviysem ben tam manasıyla,
Ağlıyorsa kokumu duyan ten,
Benimde bir parça ölmeye hakkım var bir gece.
Benden olan koşsun diye süründüysem yıllarca,
Benden kopan düştüyse bir uçuruma,
Kim ölecek bu gece benim yerime?
Ya da kim gülüyor, bu sabah ölen iki kuşun yerine?
Dünyanın dengesi bozulur mu hiç? İllaki birileri yaşıyordur bizim
hayal edemediklerimizi de.
Kimin gönlü çok rahat, kim huzur içinde?
Kim mutluluktan ağlamayı öğrendi, kimin nefesi daralmadı gönlü
Kefenimi geçirir gibi boğazımdan, giyiniyorum kıyafetlerimi son
kez.
Ben kendi kendimin idam mahkûmuyum.
Son kez bakmak istiyorum evime önce, sonra bakmadan
yürüyorum.
Çünkü biliyorum, insanlar geri dönmeyeceği bir yerden giderken,
Senin öylesine uyanıp saçlarını savurduğun öylesine bir günde,
Fatih olsa bir İstanbul daha fethederdi.
Öylesine içtiğin bir çayda, şekerle bozduğun kahvede,
Nazımdan bir şiir nükseder, nilgün bir kez daha intihar ederdi.
Öylesine bir güne ne sığdırılabilirdi ki,
Hangi koca güne öylesine denilebilirdi?
Ben Yabancı.
Bir sürü insanla dertleştim, yaşlarını hiç sormadım fakat her
yaştan her derdi duydum.
Ben Yabancı.
Bir sürü mutlu insanla tanıştım, bir sürü umutsuzlukla da
rastlaştım.
Seni çok özlüyorum.
Yüce dağlarda tetik düşürmüşüm gibi hissettiren ellerini,
Güneşi taramışça göğsümü kabartan saçlarının sihrini,
Hiç görmediğim cenk meydanları gibi özlüyorum uğruna can vermeyi.
Seni çok özlüyorum,
Sor bakalım evlat, gözüne toz mu kaçmış mezar taşlarının?
Gülü öperken dikeni mi batmış göğsüne sor bakalım.
Ruhumun anestezisinde öğrettiler bana kafama vura vura,
Mezar taşları da ağlarmış. Gülü seven dikenini toplarmış.
Sor bakalım evlat, erkek adamlar özleyince mi ağlarmış?
Hasret ruha anestezi mi yaparmış sor bakalım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!