Zaman taksa da kanat,
İki bin yıldan bu yana,
Sarı sıcağa kara borana inat,
Göz nuru alın teri tanrılar,
Talihine ağlarlar Kâhta’m,
Nemrut Dağı tepesinde…
Kin kusuyor ölüm saçan demirler,
Ak güvercin kanadında askerim…
Yüreklerde yara açan emirler,
Yırtıkları aşkla diken köşkerim…
Akan kanda gözyaşında yüzemem,
Kâhta’m,
Binlerce yıllara dayanır mazin.
Krallar, zalimler yazmış alın yazın…
Hep fukara,
Hep bahtı kara,
Karın tokluğuna düşmüş yollara,
Karlar yağar derdin hüznün üstüne,
Gök boşalır lapa lapa kar yağar…
Üşür fakir döner meydan büstüne,
Yel dolaşır kerpiç dama dert yığar…
Son sancıdır bebek doğar leğende,
Taşrada,
Saflar pamuk ipliğine bağlı,
Hepsinin dilinde Allah,
Çıkarlar olur ilah!
Çok sık değişir külah,
Kafa durur yerli yerinde,
Kaşı kalem gözü badem dili bal,
Hayran kaldım işvesine nazına...
Âşık oldum o’dur bana istikbal,
Nağme oldum nazlı yârin sazına...
Sırma saçta al yazması oyalı,
Kazandibi katran gibi gökyüzü,
Boş sokakta gönül ateş hattında…
Gözlerimde nazlı yârin gül yüzü,
Sırılsıklam beden yağmur altında…
Terk etti yâr kurulduğu tahtını,
1992 – 1993 öğretim yılı,
22 Ekim Cuma günü,
Bin ev, dört yüz dükkân,
Kül oluyor Lice’de…
Okulum harap, öğrencilerim göçmen…
Gördüm cami avlusunda,
Küçük kanlı bedenini…
Kanlar vardı havlusunda,
Söyle bana nedenini…
Hüseyin’im okur beşte,
Diyarbakır zalim elde fitilin,
Hesabını soran olur unutma…
Kan bürümüş hain gözü katilin,
Hesabını soran olur unutma…
Fidan gibi boyu vardı Nevzat’ın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!