İşçinin susmasıyla
susmaz maden.
Yer altında
karanlığın göğsüne saplanmış
binlerce kazma vardır,
binlerce alın teri,
binlerce yarım kalmış türkü...
Sen işçiyi susturdun diye
taş susmaz,
kömür susmaz,
toprak susmaz.
Madenin içinde
biriken yalnız kömür değildir kardeşim;
babaların nasırı,
annelerin bekleyişi,
çocukların eksik ekmeği,
gece vardiyasından dönmeyen
yorgun gözler birikir.
Bir gün
bir madenci çıkar karanlıktan,
yüzünde yerin bin yıllık isi,
elinde ekmeği kadar ağır
bir haklılıkla sorar:
“Benim olanı
neden benden alırsınız?”
İşte o zaman
Ankara'nın taşına
bir ses düşer.
Önce küçük...
Bir çekiç sesi gibi.
Sonra
raylarda yürüyen demir gibi.
Sonra
yerin altında kopan
büyük bir kaya gibi:
Hakkımız var!
Siz meydanları kapatabilirsiniz.
Sokağın başına
demir bariyerler dikebilirsiniz.
“Yürümek yasak!”
diyebilirsiniz.
“Yan yana durmak yasak!”
diyebilirsiniz.
Ama bilmezsiniz:
İnsan yan yana gelince
sadece omuz omuza gelmez.
Acısını yanına getirir,
ekmeğini yanına getirir,
çocuğunun fotoğrafını getirir,
yıllardır içine gömdüğü
o büyük soruyu getirir:
“Nereye kadar?”
Seksen işçiyi
gecenin karanlığında götürdünüz.
Seksen insan...
Ama
seksen kişi götürmediniz yalnız.
Seksen evin ışığını,
seksen annenin uykusunu,
seksen çocuğun
“Babam nerede?” sorusunu
birlikte götürdünüz.
Sandınız ki
kelepçe bileğe vurulur
ve orada biter her şey.
Oysa kelepçe
bilekte eskir.
Söz
dilden dile geçer.
Öfke
elden ele.
Umut
omuzdan omuza.
Ve maden...
Maden unutmaz.
Bir işçinin düştüğü yeri
unutmaz maden.
Bir arkadaşının adını
unutmaz.
Bir ekmek kavgasını
unutmaz.
Bir haksızlığı
hiç unutmaz.
Çünkü
işçinin susmasıyla
susmaz maden.
Kömürün kara yüzünde
güneşin izini taşır.
Kazmanın ucunda
yarının sesini.
Ve her vardiya dönüşünde
biraz daha büyür
o söylenmemiş türkü.
Ey Ankara!
Sen yalnız
yüksek binaların,
kapalı kapıların,
makam arabalarının şehri değilsin.
Sen
sabahın köründe
servise yetişen işçisin.
Sen
çocuğuna ekmek götürmek için
karanlığa inen madencisin.
Sen
pencerede yol bekleyen annesin.
Sen
“Babam gelecek mi?”
diye uykuya yenilen çocuksun.
Ve sen
bütün bunların üstüne
bir de yasak asarsan
gökyüzüne,
bil ki
gökyüzü de susmaz.
Çünkü bazı sesler
ağızdan çıkmaz.
Bazı sesler
toprağın altından gelir.
Bazı sesler
ekmeğin içinden.
Bazı sesler
bir çocuğun gözlerinden.
Ve bazı sesler
yıllarca sustuktan sonra
bir gün
öyle bir çıkar ki
duvar değil,
düzen titrer.
İşte o gün
madenin karanlığı
göğe doğru yürür.
İşçi
başını kaldırır.
Madenci
elini sıkar.
Analar
kapıya çıkar.
Çocuklar
babalarının ellerine sarılır.
Ve Ankara'nın ortasında
bir ses yükselir:
Biz buradayız!
Sonra bir başka ses:
Hakkımızı istiyoruz!
Sonra binlerce ses:
Emeğimiz bizimdir!
O gün anlarsınız:
Bir işçiyi gözaltına alabilirsiniz.
Bir meydanı kapatabilirsiniz.
Bir sokağı susturabilirsiniz.
Ama
işçinin susmasıyla
susmaz maden.
Çünkü maden
yalnız yerin altında değildir.
Maden
işçinin yüreğindedir.
Ve insanın yüreğine
bir kere hak düşmeye görsün;
ne polis barikatı
ne yasak
ne korku
onu yerinden sökebilir.
Maden susmaz.
İşçi susmaz.
Ekmek susmaz.
Ve gün gelir,
yerin altındaki karanlık
gökyüzüne çıkar.
Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 12.08.2026 20:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!