Minareler! diye başladın söze
Bu garip milleti getirdin köze
Oynayıp, depindik vurdukça saza
Ne diyek hakgaten böyüksün usdaa
İnsan gardaşından yılar, bunca yıl
Uyandırdı bir gece,
Gerçek gibiydi rüya
Koşarken dolu dizgin
ruhumu sakatladım
Gölgemi bırakarak
İçimde tükenecek zaman aniden.
Güz mevsimiyle birlikte,
Bir ikindi vakti belki
Cılız ve sarı ışığında güz güneşinin.
Gölge gibi sessizce
Yarı ıslak sokakların,
Nerede saklarsın nasıl taşırsın
Bu yorgun yüreğin vebalini yar
Sen ki kaderinle inatlaşırsın
Yakarsın bir ömrün ikbalini yar
Yayda gerip fırlattığın zehirlenmiş bir oktur
Senin için feda olmuş başa yazık edersin
Tuzak kurar öldürürsün, sende merhamet yoktur
Pencerene gelip konan kuşa yazık edersin
İlkbaharda çiçekleri kurutup soldurursun
Yarım kalmış ve yahut hiç başlamamış gibi
Biraz düş, biraz gerçek hikayemi getirdim
Cocuksu bir bakışla süzerken gözlerini
İşte bak karşındayım herşeyimi yitirdim
Bahtımın gösterdiği tozlu yolda yürürken
'En çok kim sevdiyse seni, en son o kalacak yanında'
diye söylemişti ihtiyar.
Sınanacaksın hayatın boyunca
Bazen bir kor ateşin içinde
Yağmurları bekleyeceksin
Bazen
Taş olsa bu kadar dayanamazdı
Kalbimin ağrısı daha da azdı
Gönül söyledikçe ellerim yazdı
Sus! diye arada göz atıyorum
Yıllar yılı ümitlerle bekledim
Bir Mezar taşına mı yaslamışım sırtımı
Değişir bir gün diye hep bekledim bahtımı
Kalemimden simsiyah akıp giden heceler
Tüketti artık beni bu sonsuz bilmeceler
Gökyüzünde kanat açmış çelik kuşlarımızla
Düşmanlara korku veren sert bakışlarımızla
Her mazluma kucak açan güçlü kollarımızla
Dört kıtada yükseliyor, heybetli gür sesimiz
Türk ileri, Türk ileri, her zaman ve her yerde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!