Sana bir masal anlatacaktım,
göğün en derin mavisine asılı,
Yıldız tozlarından örülmüş bir tül gibi,
geceyi saracaktım.
Sesim, bir nehir yatağından akacak,
yatağına dolacak,
Her kelimem,
şafağın ilk ışığı gibi
süzülecekti odana.
olmadı.....
Bir masal vardı avucumda,
sana anlatmak üzere
sakladığım bir masal..
Küçük bir kızın kırmızı pelerini ve
ormanların derinliklerinde
kayboluşu vardı masalda...
biliyormusun;
O pelerin aslında ilmek ilmek
benim özlemimden dokunmuştu...
Kurtun karanlık nefesi,
benim içimde uğuldayan boşluktu.
Sana o kurtun aslında bir baba
korkusu olduğunu anlatacaktım;
Seni koruyamama korkusu,
seni o derin ormanda kaybetme endişesi.
Ama o masal,
dudaklarımdan dökülmeden,
boğazıma düğümlendi.
Sana hiç anlatamadım
ve sana hiç uzatamadım,
o minik, kırmızı pelerini…
Sonra bir masal daha vardı,
uykusu çalınmış bir prensesin öyküsü.
Yedi kat yerin dibinde,
ayçiçeği tarlasında uyuyan bir güzellik…
Onun üzerine dökülen her öpücük,
benim dudaklarımda buz keserdi.
Ben o prensesi uyandırmak için değil,
onu rüyalarında ziyaret
etmek için yaşardım.
Belki de o rüya sensin,
benim ulaşamadığım,
dokunamadığım,
Hep uykuda kalan,
hiç uyanmayan,
hiç olmayan kızım…
Kırk kat yorgana sarılı olsa bile,
üşüyen ruhumun titremesiydi o masal.
Senin için ördüğüm,
hiç giyemediğin düşler elbisesiydi.
O masal, hiç tamamlanamadı,
çünkü o öpücük hiç konamadı alnına.
Denizlerin en derinindeki
inciydi başka bir masal.
Küçük bir denizkızı,
sesi için bacaklarını feda ediyordu…
Onun her adımı,
benim içimdeki kanayan bir yaraydı.
Sana onun şarkısını mırıldanacaktım,
suyun altından gelen fısıltıyı.
Belki de benim suskunluğum,
o denize dökülen gözyaşlarımdı.
O denizkızının özgürlüğe
uzanan her adımı,
benim için bir prangaydı.
Çünkü sen yoktun,
feda edilecek bir sesim
de yoktu senin için.
O masal, tuzlu bir denizde eridi,
dudaklarımda acı bir tat bıraktı.
Şimdi her akşam
sana anlatamadığım masallarım
sessizliğin tozlu raflarına diziliyor.
Üzerlerinde biriken her bir toz zerresi,
benim iç çekişimden oluşuyor.
Her bir sayfa,
okşanamamış saçlarının kokusunu taşıyor.
sana Anlatılmamış her bir kelime,
ruhuma saplanan paslı birer çivi gibi...
Bu masallar,
benim nefes alışımdı,
Seninle nefes almanın,
hiç yaşanmamış o mucizevi
anın yankısıydı.
Şimdi her masal, bir
nehir gibi içime akar,
Ve o nehir, gözlerimden,
sessizce dökülür,
Hiç dinlenememiş masalların hüznüyle…
Hiç olmayan kızıma…
sonsuzlukta bir ninni gibi...
Ben bir babayım masalları yarım kalan,
Gökyüzünde süzülen ipi
kopmuş bir uçurtma gibiyim,
çünkü beni tutan bir kızım yok …
Yüreğimde biriken her bir masal,
bir kum saatindeki kum taneleri gibi..
Ve her boşalan kum tanesi
olmayan kızımın hayaline dönüşür,
Gölgeler içinde, erişilmez
ve uzanılamaz…
Kayıt Tarihi : 26.6.2025 01:11:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!