Meğer sen,
bilmediğim, harflerini tanımadığım gizli bir alfabe ile kırılmışsın bana.
Meğer ben o kör dilin yitik bir cahiliymişim.
Vazgeçiş haberin, rüzgârın getirdiği bir tüy gibi kondu omuzuma;
yabancı bir mevsimin hatırası gibi ürpertti beni.
“İncinmiş, tükenirmiş, küsmüş…” dedi usulca.
O an çözüldü içimdeki kör düğüm.
Meğer
seninle aramızda devasa bir sessizlikler ülkesi inşa etmişim.
Onca zaman avuçlarında cam kırıkları biriktirmişsin,
bana göstermeden, kanayan ellerinle alkışlamışsın beni.
Ben ise sahne ışığına tutkun kör bir oyuncu,
senin kan revan içindeki vefanı görememişim.
O habersiz gidişin bir kapı çarpması değilmiş meğer,
sessizce düşen bir perdeymiş.
Ardından kalan karanlıkta ben, kendi sûretime bile yabancı kalmışım.
Senin sustuğun yerde ben cümlelerle cebelleşmişim;
anlamsız harflerim yankılanmış duvarlarda,
hiçbirinin gücü seni geri döndürmeye yetmemiş.
Senin kırgınlığının hayaletiyle yaşıyorum bu evde.
Her köşede, söylemediğin bir cümlenin yankısı var.
Her eşyada, bana göstermediğin bir gözyaşının lekesi.
Anladım ki;
ben suskunluğunu sabır,
yüzüne düşen gölgeleri yorgunluk sanmışım.
Gözlerinde büyüyen sessizlik, sükûnetinden değilmiş.
Çünkü sen, sevilmediğini değil,
görülmediğini farz edip kırılmışsın.
Şimdi…
İçimde bin cümle var sana dair,
ama hiçbiri senin sessizliğin kadar ağır değil.
Ve ben,
geride kaldım diye değil,
sen yanımdayken kör kaldığım için bu kadar yanıyor içim.
Şimdi “dön” desem,
bilmem ki ellerin hâlâ kanıyor mudur…
Ama dön ne olur;
keşkelerin koynunda
perişan bırakma beni.
Bu kez;
seni görerek,duyarak,anlayarak,
her kelimeni ellerimle tutarak,
daha güzel severim seni.
Yeter ki dön…
Bilmediğim bütün dillerde seveceğim seni
Kayıt Tarihi : 9.8.2025 09:13:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!