Kıştı.
Kar,
sessizce,
kerpiç damların
üstüne
iniyordu.
Rüzgâr,
pencerenin ince aralığından,
soğuğun sessizliğini
halı tezgâhına
taşıyordu.
Sara,
şafaktan
gün batımına kadar,
tezgâhın başında
ilmek atıyordu.
Halının deseninde
dereler,
gökyüzünden
daha mavi
akıyordu.
Ağaçlar,
her bahar,
o ilmeklerin içinden
yeniden
tomurcuklanıyordu.
Kırmızı çiçeklerin kokusu,
usulca...
usulca...
Sara’nın saçlarına
siniyordu.
Halı,
daha kimse
eşiğinden içeri girmeden,
bir evi,
bir ocağı,
bir bekleyişi
dokuyordu.
Birden...
Kuşların telaşı
gri göğün
sessizliğini
yardı.
Güm...
Güm...
Barut kokusu,
kırmızı çiçeklerin
nefesini
havadan
sildi.
O günden sonra,
ilmekler
yalnızca
yünü
yüne
bağlamıyordu.
Keder,
sessizce,
atkının
ve çözgünün
arasına
yerleşiyordu.
Dereler,
suskun,
adsız bir acıyı
uzaklara
taşıyordu.
Kan kokan sel,
Han Çoban’ı
alıp
götürdü.
Gri rüzgâr,
Sara’yı da.
Yıllar geçti.
Halı
yerinde kaldı.
Ama
Sara’nın
yarım kalan
son ilmeğinde,
kış
hâlâ
bitmedi.
Kayıt Tarihi : 16.07.2026 14:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!