Bakıyorsun, evet, ama gördüğün ben değilim,
Kendi zihninde yarattığın o kusursuz gölgeye bakıyorsun.
Seninle aynı havanın içinde boğulurken ben,
Sen pencereyi açıp "bahar gelmiş" diyorsun.
Hangi bahar bu? İçimdeki yapraklar tek tek dökülürken,
Her gün öldüğüm bir evde,
Kendi yasımı senin gözlerinin önünde tutuyorum;
Ve sen, bu cinayeti bir film izler gibi seyrediyorsun.
Kaç gece geçtim yanından, ruhum bir enkaz yığını gibi,
Kaç sabah uyandım, gözlerimde birikmiş bir ömrün yorgunluğuyla.
Bir kez olsun "Neren ağrıyor?" diye sormadın,
Çünkü cevabımın senin huzurunu bozmasından korktun.
Sustun, sustukça büyüdü aramdaki o uçurum;
Kimsenin fark etmediği,
En çok da senin ıskaladığın bir yangın bu içimdeki.
Ben yanarken sen ellerini ısıttın bu ateşle,
Fark etmedin küle döndüğümü, fark etmek istemedin.
Şimdi karşımda oturmuş, sıradan cümleler kuruyorsun,
Hayattan, havadan, sudan konuşup duruyorsun.
Oysa bilsen; dudağımın kenarındaki o ince kıvrım,
Sana olan inancımın son nefesini verişidir.
Yüzüme bakıp da neşeli olduğumu sanma sakın,
Bir cenazeydi gülüşlerim...
Senin o çok sevdiğin o tebessümün altında,
Kendi ellerimle boğduğum hayallerimin cesedi yatıyor.
O gülüşler, seni rahatsız etmemek için giydiğim bir kefen,
Sessizliğim ise sana ettiğim en ağır bedduadır artık.
Beni kaybettiğini anladığında,
Bu evin her köşesinde bıraktığım o "sahte neşeyi" arayacaksın,
Ama bulduğun tek şey; senin körlüğünle beslediğin bu derin sessizlik olacak.
Kayıt Tarihi : 24.04.2026 21:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!