İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

Yukarılardan bakar kuşlar aşağıya ve şakırlar, çünkü birkaç kat daha
yüksekte yaşadıklarından kaçırdıkları o muazzam komedileri görürler:
kepaze rezaletleri ve büyük aşağılamaları,
onlar, tıpkı tanrılar gibi, merhametsiz, bakarlar aşağıya telefon tellerinden.

Fakat otururlarken yukarıda ve bakarlarken bizim vahşi

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sokak Şarkısı

Çılgın bir mucizeyle hasarsız giderim
Mutat hezimetler,
Kalabalık kaldırımlar, sokaklar,
Ve ağız dalaşındaki dükkanlar arasında;

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ah, aptal! Doğrul! Bir bak kendine!
Yitirdin özgürlüğünü, uyuşturan arzularınla kölesin,
Kösnüllüklerin masasında hep eğlence, gündüz gece bir olmuş!
Oburların kralısın sen! Solucanlara yiyecek olacaksın ama!


Devamını Oku
İsmail Aksoy

Daha önce hiç
İşitmemiştim soluğun
Görülmeyen şiirini: hiçlik
İşittim ben
Yalnızca organların sessizliğini
Ama hayatın gizemiydi

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Onca kararsız yollardan sonra, yetkiler hakkında
şaşırmış olarak, emin olmayarak özel bölgelerden,
zavallı bir umudun, vefasız arkadaşların
ve huzursuz düşlerin ardından,
seviyorum gözlerimde hâlâ yaşayan katılığı,
yüreğimde işitiyorum süvari adımlarımı,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Saat yedi buçuktu
sonbahardı
ve bekliyordum birini
önemli değil kim olduğu.
Benimle olmaktan bıkmış
zaman

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sonbahar Nakaratı

Gitti akşamın çığlığı ve çığırtkanı
Ve sığırcıklar gitti ve güneşin elemleri,
Güneşin elemleri de gitti… O ay ve ay,
Ölçümsüz ölçümlerde, bülbülü anlatan

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sonbahar Sonu Gecesi Romanında Başlangıç

Yolcu teknesi petrol kokuyor ve bir takıntı gibi bir şey sürekli olarak sallanıyor. Projektör yakılıyor. Köprüye yaklaşıyoruz. Burada inecek olan sadece benim. “Borda iskelesine ihtiyacınız var mı?” Hayır. Geceye doğru kararsız uzun bir adım atıyorum ve rıhtımda duruyorum, adadayım. Islak ve sakar hissediyorum kendimi, kozasından emekleyerek yeni çıkmış bir kelebek, her iki eldeki plastik poşetler sakat kanatlar gibi asılı. Arkama dönüyorum ve parlayan pencereleriyle teknenin kayarak gittiğini görüyorum, sonra çok uzun süre boş olan eve doğru el yordamıyla ilerliyorum. Bu mahalledeki tüm evler boş duruyor… Burada uykuya dalmak güzel şey. Sırtı üstü uzanıyorum ve bilmiyorum uykuda mıyım yoksa uyanık mıyım. Okuduğum bazı kitaplar eski gemiler misali, iz bırakmadan Bermuda Şeytan Üçgeni’nde kaybolmak için geçip gidiyorlar… Derin bir ses duyuluyor, aklı başka yerde bir davul. Rüzgâr gibi bir nesne tekrar tekrar çarpıp duruyor bir şeye kımıltısız dururken dünya. Eğer gece sadece ışığın yokluğu değilse, eğer gerçekten bir şeyse gece, o halde bu sestir gece. Stetoskop sesleri yavaş bir yürekten, çarpıyor, bir süreliğine sessizleşiyor, geri geliyor. Sanki zikzak çizerek Sınır üstünde hareket etti o yaratık. Veya biri duvara vuruyor sanki, o başka dünyaya ait olan biri, fakat burada kalmış, duvara vuruyor, geri dönmek istiyor. Çok geç! Yetişemedi oraya inmeye, yetişemedi oraya çıkmaya, yetişmedi gemiye binmeye… O başka dünya da bu dünyadır. Ertesi sabah görüyorum tıslayan altın kahverengi bir dalı. Sürünen bir kök gövde. Yüzü olan taşlar. Geri geri giden tekne gibi o sevdiğim canavarlar; onlarla doludur işte orman.

[“GERÇEĞİN BARİYERİ”nden (1978)]

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sone: İlkbahar’a

genç yıldızların buruşuk yeşiliyle
aldatırsın bizi, ve büyülersin bizleri
isfendan kaymağının mülayim vanilya kameriyle:
nisan söylencenle tekrar evcilleştirirsin bizi.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Matilde, yıllar ya da günler
uykuda, ateşte,
burada ya da orada,
enjektörlerle
kırılmış bir omurgada,
kanamak gerçek kanı,

Devamını Oku