Sahraların nemli bölgelerindeki Paraná,
titriyor başka ırmaklardan ötürü,
su şebekesi Yababiri’nin ırmakları
Acaray ve İgurey ikiz takılar gibi
boyanmış quebracho ağacıyla,
copal ağacının tacıyla çevrilmiş,
Biliyorsunuz uyandığını karın
ovaların üzerinde, ya da daha doğrusu
Güney’in karanlık ilkbaharıdır, bu siyah kuşlar
göğüslerindeki bir damla kanla
görülür titredikleri, kanatlarını açan
sis muazzam bir kıştan, sıradağlardan
Amerikan cehennem, gündelik ekmeğimiz bizim,
yunmuş zehirde, başka bir ses
duyulur senin vefasız ateşinde:
yabancı şirketin
Kreol avukatıdır bu.
Do Majör
Caddeye indiğinde adam aşk buluşmasından sonra
döneniyordu kar havada.
Birbirleriyle yatarlarken
gelmişti kış.
Çağır büyük puroları saranı,
O iri kıyımı, ve emret ona
İsterik kaymakları çırpsın mutfak kaplarında.
Oyalansınlar giymeye alışkın oldukları
Böylesi giysilerde hizmetçi kızlar, oğlanlar da
Getirsin çiçekleri geçen ayın mecmualarında.
Bak, dönüyorlar; ah, bak şu geçici
Hareketlere ve şu yavaş ayaklara,
Yürüyüşteki zahmete ve kararsız
Çekinceye!
Bak, dönüyorlar, yalnız ve teker teker,
Yaşlı deniz kadar yaşlı gözleriyle baktı denize. Dolunay vardı. Gözleri yıldızlar kadar yakın olan kadının yüzü, yakamoz gibiydi. Yaşlı gözleriyle sarmaladı yaşlı gözlerini kadının.
Sadece şarap değildi dökülen gecede. Gecenin koyu kadehine akıyordu sevdanın kekre şarabı. Ve sadece şarap değildi kadını sarhoş eden. Sözcüklerin şarabıydı daha çok döndüren başını. Acının, özlemin ve sınanmaların imbiğinden damıtılan soylu bir içkiydi yürekten dökülen sözcüklerin şarabı.
Gece. Kopkoyu. Ama adamı kadına getiren yollar aydınlıktı. Adamı kadından ayıran bütün yollar karanlıktı. Kadının kızdığı zamanlardaki kararan bakışları gibi karanlıktı adamı kadından ayıran yollar. Simsiyah. (Ulaşım araçlarının farlarının ön tarafta olmasının en önemli nedeni, kavuşturan yolların aydınlık olması zorunluluğundan olsa gerek) .
Gece kopkoyu idi. Ama adamı kadına ulaştıran yollar aydınlıktı. ''Gönül Yarası'' adlı film gösteriliyordu otobüste. Adamınsa gönlündeki yarası sızlayıp duruyordu hep.
Dönüşür mü kelebek uçan balığa
yabancı bir ülkeye giderse eğer?
Öyleyse doğru değil yani,
Tanrı’nın ayda yaşadığı?
Dallara düşen yoğun taşlar misali düşmekte yıldızlar.
Neredeyse yıldızsız olduğundan, göğün karanlığından
Daha karanlıktır ağaç gövdelerinin silüetleri.
Bir kuyudur koru. Sessizce düşer yıldızlar.
İri görünürler, gene de düşerler, ve hiçbir boşluk görünmez.
Düştükleri yerlere ateş de göndermezler




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla