Ve bu hayattan umduğunu
buldun mu, her şeye rağmen?
Buldum.
Ne ummuştun?
Umduğum kendime sevilmiş denmesiydi,
Kendimi sevilmiş hissetmekti yeryüzünde.
uyur çiçekler pencerede ve bakakalır lamba ışıkla
ve bakakalır düşüncesizce pencere dışarıdaki karanlıkta
kendilerine sır verilmiş içerikleri ruhsuzca gösterir resimler
ve duvarlarda kıpırtısız durarak düşünür sinekler
lamba ışığı eğirir ve çiçekler geceye doğru eğilir
Acı çektirmedin,
bekledim sadece.
Yılanlarla kaynaşan,
rahatsız edilmiş
o saatlerde,
Gelen alacakaranlık huzur dolu olsun
köprü huzur dolu olsun, barış olsun şarap için,
beni arayan ve kanımda yükselen harfler
huzur dolu olsun, toprak ve sevda hakkındaki
eski şarkı çevrelemiş beni, ekmek uyandığında
barış olsun şehirde sabahları, bütün köklerin ırmağı
İspanya’nın gecelerinde, o eski bahçeler arasında,
kurumuş sümükle dolup taşarak geziniyor gelenek,
irin damlıyor ve çürümüşlük
siste sürüklerken cüppesini, hayalet benzeri ve harikulade,
giyinmiş astımla ve kanlı boş redingotlarla,
ve yüzün derinliği, dimdik bakan gözleri
Boz tüyler içinde kıvrılmış dağlık bölgelerle
denizin akraba olduğu karsız kış günleri de vardır,
bir kısa dakika mavidir, uzun saatlerce dalgalar
soluk vaşaklar gibi, nafile ararlar sahil çakılında bir siperi.
Böylesi bir günde denizden iyice çıkar enkaz ve arar
Geminin dümen suyunun uzağında
çağıldayan tuzla örülmüş
düşlere sızan ölü yağlanmaların arasında,
uyuyor gemici çıplak bir yorgunlukta,
nöbetteki biri taşıyor metal zinciri,
geminin dünyası
Işıklı denizin üzerinde kayıp giden ipek gemiler,
o menekşe mavisi sabahta yükselen,
kızıl flamalı denizin güneşini çaprazlayan,
yolunmuş ercik gibi hırpanî,
altın kasalardan gelen o sıcak hava
bıraktı tarçını kemanlar gibi çınlasın diye,
Madem ki ödemişiz bu dünyanın bilet parasını
niçin, niçin bırakmıyorlar oturalım ve yemek yiyelim?
Bulutu izlemek, yüzümüzü güneşe çevirmek
ve tuzun kokusunu hissetmek istiyoruz,
kimseye müşkül çıkarmak değil istediğimiz,
çok basit söylediğimiz: biz de yolcuyuz.
Evinin tanrısını gelinciklerle beslemiştim,
üç koca yıl boyunca tapınmıştım sana:
Ve söylenmektesin şimdi elbisen sana uymadığından
Ve kazara böyle söylediğimden ötürü.
Ezra Pound (1885-1972, ABD)




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla