Buharlı bir sabahta, sürü halindeki dağları gördü karga.
Ve sarmallarında bütün dünyayı barındıran
Karanlık omurgalı denizi gördü.
Siyahta buharlaşıp giden yıldızları gördü, hiç ormanının
Sporlarını karartan mantarlarını, Tanrı’nın zehrini.
Ve titredi Yaradılış’ın dehşetinden.
Efendim, kim yarattı dünyayı?
Bilmiyorum, evlat –
Bak şu sinek tepeciğindeki karıncalara.
Efendim, kim yarattı dünyayı?
Tanrı diyor bazıları -
Kime sorabilirim burada
ne yapılacağını bu dünyada?
Niçin deviniyorum istemeden,
niçin sakin duramıyorum?
Kime soracağım saatin kaç olduğunu
eğer ölürsem şimdi farkında olmadan?
Bütün bu yapraklarını
nereden almış Fransa’daki ilkbahar?
Kim geliyor diye sorarsın
İstersin ki biri gelsin
Bilmez misin ki gelmesi gereken sensin
kendi kendine, fakat hiçbir Tanrı’ya değil
Hiçbir şeye
Kapıları açıktır
Kim ikna edebilir denizi
makul olması için?
Yıkarak neler alır acaba deniz
mavi kehribardan, yeşil granitten?
Başım çarpar yıldızlara.
Ayaklarım dağların doruklarında.
Parmak uçlarım ovalarda
ve evrensel hayatın kıyılarında.
Ulaşır ellerim tözlerin ses veren köpüğünde derine
ve oynar kaderin çakıl taşlarıyla.
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Çiçeklenme ayı geçti. Toplandı meyve,
Yenilmiş ya da çürümüş. Büsbütün bir ağızım ben.
Ambarların dolum ayıdır Ekim.
Bir anne karnı gibi küflüdür bu baraka:
Eski avadanlıklar, tutamaçlar ve paslı pimler.
Kim yiyip bitirdi gözlerimin önünde
sivilcelerle kaplı bir çekiç balığını?
Kim suçluydu, köpekbalığı mı
yoksa kanla lekelenmiş balıklar mı?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla