Gümüştenim ve hatasızım. Önyargısızım.
Gördüğümü anında yutarım.
Olduğum gibiyim, sevgiyle ya da sevgisizlikle puslanmadım.
Zalim değilim ben, yalnızca gerçekçiyim –
Dört köşeli, küçük bir Tanrı gözüyüm.
Çoğu zaman karşı duvarı düşünürüm.
Ay bu
Bir çivi bu
Bir sözcük bu
Önemli değil bu
Çok önemli bu
Sözcüklerde dalarız uykuya
uyanırız sözcüklerin arasında
bazen hoşturlar
basit adlardır
bir ormandır bir gemidir
Eğer çiçekleri ayırırlarsa
şiirlerimden
ölür dört mevsimimden biri.
Eğer sevdiğimi ayırırlarsa,
ölür dört mevsimimden biri.
Kim yelkenliyle bir yere varabilir rüzgârsız?
Kim kürek çekebilir küreksiz?
Gözyaşı dökmeden
Kim ayrılabilir arkadaşlarından?
Yelkenliyle bir yere varabilirim rüzgârsız,
Belleğin ışığıdır bu, soğuk ve gezegensi
Siyahtır belleğin ağaçları. Mavidir ışık.
Sanki Tanrı’yım da, gamlarını boşaltır çimenler ayaklarıma
İğneler ayak bileklerimi ve mırıldanır tevazularını
Buharlı, manevi sisler yaşar bu yerde.
Bir dizi mezar taşı var evimle arasında.
Sonsuz sessizliğin
sonsuz şehitliğinde gömülmüş
bölgeler, arının
ve yok edilmiş kayanın nabız atışı,
buğday ve yoncalar yerine
kurumuş kanı ve suçu barındıran toprak:
Ölmüş babam ziyarete gelip
yeniden oturuyor bana miras kalmış iskemlesine.
“E, Niels! ” dedi.
Esmer ve güçlüdür babam, siyah cila gibi parıldıyor saçları.
Bir zamanlar başkalarının mezar taşlarını taşırken
çelik direklerle ve el arabalarıyla, yardım ederdim O’na.
Babasız Bir Oğul İçin
Yakında, farkına varacaksın bir yokluğun,
Senin yanında büyüyen, bir ağaç gibi,
Ölü bir ağaç gibi, rengi gitmiş, bir Avustralya okaliptüsü –
Kabuğu soyulmuş, şimşekle iğdiş edilmiş – bir yanılsama,
Yapmazsın artık,
Yapmazsın. Bir hapşırık
Ya da soluk alış benim için cesaret işi.
Ey yoksul ve beyaz, bir ayak gibi
İçinde otuz yıl yaşadığım siyah papuç.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla