Molokai
Uçurumun yanında duruyoruz ve altımızdaki derinliklerde parıldıyor
cüzzam kolonisinin çatıları.
Aşağı doğru inmeyi başarabiliriz, ama yetişemeyiz asla
karanlıktan önce yamaçlardan bir daha tırmanmayı.
Gecedir ve Morazan uyanır.
Bugün mü, dün mü, yarın mı? Sen biliyorsun bunu.
Merkezi kuşaklar, ensiz Amerika,
yaratılmış gibi iki denizin
mavi dalgalarından, taşıyor kollarında
Annemle birlikte kaçtık, bir bavulla ve daha sonra
sahte olduğu anlaşılan biraz mücevherle,
bir yük treni kadar yavaş olan bir trenle,
- Friuli dolaylarındaki ovalar ince ve katı bir karla kaplıydı.
Roma’ya doğru gidiyorduk.
Gidiyorduk nihayet, bırakarak babamı
Eski bir söylence der ki:
Şiirin biri
Sultan'ın elmaslarıyla süslemiş kendisini.
Günler geçmiş, ve bir gün
Sultan ölmüş.
Padişah'ın emriyle
Mücevherli basamaklar şimdiden oldukça ağarmış çiyden,
Öyle geç ki çiy işlemiş tül çorabıma,
Ve indiriyorum saydam perdeyi
Ve izliyorum ayı berrak sonbahar arasından.
Not.- Mücevher basamaklar, bu yüzden bir saray. Şikayet, bu yüzden yakınacak bir şey var. Tül çoraplar, bu yüzden yakınan kişi bir hizmetçi değil, bir saray hanımı. Berrak sonbahar, bu yüzden hava durumu erkeğin gelmemesi için bahane olamaz. Demek ki erken gelmiştir kadın, çünkü çiy merdivenleri ağartmakla kalmamıştır, fakat çoraplarına da işlemiştir. Bu şiir özellikle değerlidir, çünkü kadın doğrudan doğruya kimseyi kınamamaktadır.
Dünya dolandı durdu daimi efendilerin
ve doblin kuruşlarının arasında. Neredeyse bilinmiyor,
yalnızca görüntülerden ve manastırlardan bir yığın,
bu mavi coğrafyanın hepsine
dağıtıldı çiftliklerde ve arazilerde.
Ölü odanın arasında geldi
Son romantiklerdir, bu mumlar:
Ters yüz olmuş ışık-kalpler eğilmiş parafin parmaklara,
Ve parmaklar, kapsanmış kendi halelerinde,
Sütsü, handiyse şeffaf, azizlerin bedenleri misali.
Önemli nesnelerin bütün topluluğuna
Kusursuzluk berbat bir şeydir, çocuğu olmaz onun.
Kar nefesi gibi soğuk, bastırıp sıkıştırır dölyatağını
Ki orada porsukağaçları eğilir hydralar misali,
Hayatın ağacı ve hayatın ağacı
Salıverir kamerlerini, aydan aya, boşu boşuna.
Aşk tufanıdır kan tufanı,
Ne yazık ki doğdu kahraman
Kayıtların asıldığı bu taşra kentinde
Ki burada en uyanık ahçılar işsiz kalırlar
Ve belediye başkanının piliç çevirme makineleri
Kendi uyumu içinde döner durur.
Nâzım, sen niçin öldün ki?
Ve şimdi şarkıların olmadan neyleriz?
O pınarı nerede buluruz şimdi biz?
Bizi bekleyen o kocaman gülüşün gayrı nerede olur ki?
Senin duruşun olmadan, o bükülmez duyarlılığın olmadan neyleriz?
Gerçeği talep eden, ıstıraptan ağlayan ve sevincin cesaret timsali




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla