bu senin hayalinde canlanacak
kelimelerini senin boyayacağın bir hikaye
yanına bir fincan al lütfen
bir kum saatinden zerre zerre
savrulmadan iklimlere bir rüzgar gibi
billur kırıkları dağılmadan hayallere
kaç kara geceydi
bilir misin
bir fecir vakti ki
ömrümün tüm susuzluğuna eş
ıslanmıştım ruhuma kadar
ışıklı beyaz bir top gibiydi ay
gök kubbede gülümseyen bir yüzdü
Ve sonra seni yaratan Rabbinin adıyla oku dedi
Özgürlüğün ilk yağmurları düşerken tenine
Bağrında korlaşan her ateş
Bir volkan kadar
Ve sonra kuşatmışken benliğini nefsine şöyle dedi
Ve sonra yağmurun yağdığı yerden
Her büyüyüş,
Bir gölgenin ardından ilerlemenin adı gibidir.
Sonbahar kokusu,
ismi bile unutulmuşken
yokluğun tanımsız ayazı duvarlara sinmişken
teli koparılmış sazların sessiz nağmelerini çalalım
sonra sabaha varmadan infaz yemiş zamanı
ıslık yapıp düşürelim dudaklarımızın arasına
ya hep, ya hiç
veya her şeyden biraz
veya sakin bir gece saatini düşün
bir de yarının sabahını
her şey olasılık dahilinde,
ılık yaz akşamının kokusu
ve rengi yüzüme vururken
evime gitmek ya da
özgürlüğümü esir alan
yalnızca gökyüzünün maviliğini görebildiğim
birkaç banklı bir semt parkına takılmak…
zalimlerin soyu kurusun
elleri kurusun.
tüm insanlığın gözü önünde kurşuna dizildi
babasının cesaretine sığınan bir çocuğun düşleri
vicdanlar kanıyor
bir mahur beste senden yadigar bana
yer yer gözyaşlarıyla ıslanmış hatıralarla dolu
kaç beyhude rüzgarla savrulur düşler
kaç nafile güneşle kurur gözyaşları
kim bilir hangi zamandan gelendir yaşananlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!