Sesin var mıydı senin?
Duyabilir miydim bağırsam karanlığına
Suskunluğun bir çığ gibi
Kırık aynalar arasında paramparçayım
İyi başlar tüm hikâyeler, ama değişir insan
Neden sert olmanın kırılmayla,
dalgalanmanın sakinleşmeyle neticelendiğini unuturuz?
Altın ışıklarıyla o ihtişamlı ağustos ayı geldi,
artık tabiat kendi içine dürülüp nefeslenerek
yanmayı seçecek.
dalga sesleri cama vuruyor
vapurun buğulu penceresine adımı yazıyorum
elimde bir simit
bir bardak çay
hülyalara dalmışım
deniz mavi
yokluk nedir
yokluk ne zindandaki yusuf nede zindandan kurtulmaktır
bütün dileklerden, bütün yönelişlerden bütün emellerden
bir çırpıda vazgeçebilmektir yokluk
aşk efsanesindeki şirinin aşkıdır yokluk
gecenin loşluğu yavaş yavaş ortalığa yayılmaya başlamıştı
gözlerinden gözlerime hayranlık akıyordu
yüzünde hasıl olan her heyecan
daha evvelinden beklenen bir dost gibi
renk vermemek kaygısını içinde
rüyalar akar gecenin yamacından
kıyısında yüreğime dokunan rüzgarları
kalbimin sağır duvarlarına can suları
bengisular yürütürüm
varlık çökse de vakit tükense de hayat sönse de
yıldızlar ışığını yitirse de, gökler yarılsa da
Herkes kendini yaşıyor
bu yalan dünyada;
ne var ki,
birçoğu yaşadığından habersiz.
menekşeler çiçek açtı seyrediyorum seni pencerede
radyoda sevdiğin şarkı
“seni görmem imkansız rüyalarım olmasa”
içimde fırtınalar kopuyor
aşk çok şeymiş
hiçbir şey bilmiyorsun
hiçbir şey…
senden önce
senden sonra ki
bütün hikayeleri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!