Bir gül cemresi gibi gönlümüze iniyor
Peygamber sevgisi çeşitleniyor, çiçekleniyor
Peygamber’i hatırlayarak,
Peygamber’in hatırını hayata taşıyarak,
kutlu doğuyoruz hayata
ne zaman canım sıkılsa
kitaplarımın arasına dalarım
karşıma çıkan bütün ülkeleri alırım
şehir şehir
ülke ülke dağılırım
dünyaya
avazı çıktığı kadar senle konuşan bendim
penceremin önünden geçerken
uçuşan saçlarının esintisiyle serinleyen de
biliyorum o umutsuz bakışlar da benim
sen giderken
sana düşen
acele etmemek
vakti zamanı var her şeyin
süre dolmadan
ne bir gram fazla ne de eksik
her şeyin bir vakti var
yerle yeksan ederiz aşkın tüm tapınaklarını
yer gök inler bu kavganın şiddetinden
yorgun ruhlar içinde, büyük düş kırıklıkları
yarım kalmış aşklar geçmişimizi kuşatır çoğu zaman
nabzımızın sesini dinlemeyi severiz
Ne bir sâdık muhip kaldı, ne bir dildâr-ı pür-şefkat
Ezelden böyleymiş devran, sonunda bir figan kaldı
Cihan bağında bir gül istedim, her yan diken kaldı
Vefa umdum bu âlemden, nasibim bin mihen kaldı
en ince cetvelle hemen şimdi
eskimiş kalbimi ölçüp ölçüp
şehrin meydanlarına bırakıyorum
terk ettiğim sokaklarına ruhumun izlerine
hangi vakit ümitsizliklerimden ,ümitler doğacak
Srebrenica, senin adın artık bir bıçak gibi
saplanıyor göğsüme.
O yaz,güneş bile utandı doğmaktan.
Mavi gökyüzü altında
binlerce dua yarıda kesildi.
sabaha koşan nehirlerin
ötelere akar birikmiş zemheri suları
ne peygamber kalır hasırlarda
ne de kullara mesken olacak taze uykuları
bir müberra beldenin mücella makamından
Çocuk olup kaçardım düşlerime
ya da hayallerimi uyuturdum dizlerimde
böyle gecelerde
gözümü açsam
tavan üstüme inecek gibi olurdu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!