Hayat: yaşadıklarımız kadar ve
yaşayamadıklarımızdan daha büyük ve kısa .
Her şey “zaman” mıdır yoksa?
Bir hayatta kaç zaman sığar?
Yaşamak hayata devam etmek midir?
Yoksa yaşamak ölüme yaklaşmak mıdır?
Biter o anda, sevda der adına,
Gerçek der adına seni sarınca.
Sen sarılınca cihan sana güler,
Oysa o, kendi karanlığınla beslenir...
Ölüm alnına çizilmiş bir çizgi,
Sen iyi ol, lütfen…
Duaların koynunda ısınan
bir ada gibisin,
ben ise kıyısında
ıslak kum.
Aysel,
Belli ki ismini anlamamışsın,
Ben sana çok doğru geldim,
Bir dinle dedim Ozbi’den,
Bir de oku dedim Atilla İlhan’dan…
Aysel,
Sen en çok,
siyahı seversin,
bir de kırmızıyı…
Ben mi?
Ben gök mavisiyim.
Baba,
Sana “seni seviyorum” demek,
Bir İstanbul akşamına “güneş batıyor” demek gibi...
Yarısı eksik,
Yarısı yalan,
Ama içimden kopuyor işte:
Şimdi Bakırköy iskelesindeyim,
Sonbahar—Kasım’ın tam ortası…
Deniz çarşaf gibi duruyor karşımda,
Bir çocuk yüzü kadar masum,
Bir kadın bakışı kadar derin.
Öyle bir bakki bana
Öyle güzel ve masum,
Öyle bir bakki bana,
Kimselere sezdirmeden,
Öyle bir bakki bana,
Nefes olsun bakışların bana,
Seni beklerken
zaman geçmez iken
bir ömür nasıl bitiyor ,
Belki bir gün cennetinde buluşacağız,
Şimdi yangını söndürülmez bu cehennemin,
Ama gözlerin hep cenneti anlattı bana…
Aysel, *“Müzeyyen, bu derin bir tutku!”* derdi,
Ben sana tutuldum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!