Gece, eski evin çatısında
ağır ağır birikiyordu.
Ben kapının önünde durup
içeriden gelen sessizliği dinledim.
Bazı sessizliklerin
bir sesi olurmuş meğer;
duvarlara siner,
ahşabın damarlarında dolaşır,
insanın göğsünde tamamlanırmış.
Koridorda
yarım kalmış bir ışık vardı.
Pencerenin önünde
cam kırıkları duruyordu.
Her biri başka bir akşamın
kesilmiş parçasıydı sanki.
Birini avucuma aldım.
Elimi kanattı.
Diğerini kalbime aldım,
yüreğimi kanattı.
Bir daha bırakamadım.
Çünkü bazı acılar
insanı yaraladığı için değil,
dokunduğu şeyi
hâlâ yaşattığı için taşınırmış.
Bir zamanlar
o camdan birlikte bakmıştık.
Şimdi dışarıda yağmur,
içeride kırılmış bir gökyüzü vardı.
Elimi duvara sürdüm.
Soğuktu.
Ama en çok
kendi elimden ürktüm;
çünkü ilk kez
sana dokunmadan da
bir hatıranın
insanın tenine değebildiğini anladım.
Merdivenlere yöneldim.
Her basamakta
bir parçam geride kaldı.
Son basamağa geldiğimde
ardımda bir ev değil,
kırılmış bir ömür bıraktığımı hissettim.
Pencerenin camları
yağmurla yeniden ıslanıyordu.
Sanki ev,
yüzünü gözyaşlarıyla
yıkıyordu.
Son kez baktım içeri.
Kırık camların arasında
bir zamanlar sana ait olan
bir ışık aradım.
Bulamadım.
Sonra ışığı kapattım.
Ev karanlıkta kaldı.
Ben çıktım.
İnsan, bazı evlerden çıkınca
özgürleşmiyormuş,
sadece anahtarı
başka bir cebine koyuyormuş.
O gece
kapıyı ardımdan kapattım.
Cam kırıkları içeride kaldı.
Benim içimdeyse
onların sesi yankılandı.
Ne zaman gece derinleşse
bir parçası yeniden kırılıyor
içimde.
Bazı evler yıkılmazmış
Bazı camlar onarılmazmış
İnsanın içinde de
bir oda daima yıkık kalırmış.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 13.08.2026 13:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!