(Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün)
Ol ki Mansûr "Enel Hak" dedi, cânı dâra astı
Sırrı ifşâ eyleyen sâdık bu yolda yârı astı.
Estin yine daldan dala, yeldeniz,
Gurbet elde kalanlara eldeniz.
Ne bir mektup getirdin, ne bir iz,
Es dost rüzgâr, es deli deli.
Eskiden
Bir gülüş parlardı yüzünden
Mutluluk saçardı gözlerinden
Neden
Plajda çıplak ayaklarla yürüdük,
Ner de ah o eski aşklar,
Ay ışığından öpüşürdük,
Ner de ah o eski aşklar.
El ele tutuşurduk kırlarda,
Sen,
eski bir fotoğrafın sararmış köşesindeki
o hiç solmayan gülümsesin.
Her baktığımda,
ilk günkü heyecanın tozu kalkıyor.
Evimizdeki her eşya, aşkımızın bir tanığı. Kenarı kırık fincan, ilk sabah kahvemizin sessizliğini tutuyor. Kitaplığın üstündeki kurumuş menekşe, ilk hediye edilişinin heyecanını. En çok da koltuğun eskiyen kadifesi. Sen televizyon izlerken başını koyduğun yer, zamanla rengini kaybetti. Ama biliyor musun, benim için o solgunluk, en parlak renkten daha değerli. Çünkü o, senin yorgunluğunu, rahatlığını ve yanımda olmayı seçişini içine çekti. Bu evdeki her çizik, her yıpranma, 'biz' olmanın imzasıdır. Eskimek güzeldir, eğer seninleyse.
Sen, zamana karşı kazanılmış tek zafer.
Bir kütüphane ki, rafları hayalet parmak izleriyle dolu.
Geride kalanın yankısı, sessiz bir fısıltı.
Bir anı değil, anların kırık aynadaki yansıması.
Her baktığımda farklı bir köşesi parlayan,
Erişilmez yüce dağların maralı,
Yanakları lale misali kırmızı.
Gönlümden parlayan ay yıldızı,
Tırnakları lale gibi kırmızı.
Saçları kumral altın sarısı,
Su gibi aziz her boğazdan gecer,
Irkçı değil, evrenseldir sanatcı.
Güneş misali , tüm karanlıkları aydınlatır,
Yaz bitti, güneşte bir hüzün kaldı,
Gönül bahçesi şimdi sarardı, soldu.
Gözlerim yollarda, kalbim daraldı,
Eylül rüzgârı esince yârim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!