Benim yolum açıktır, aydınlık rehber,
İyilikten başka bir işim olmaz.
Kara ilimlerden almam hiç medet,
İnsan yakıp yıkan işe el sürmem.
Yalnızlık,
kalabalık bir caddenin ortasında
hiç tanımadığın bir dilde
konuşmak gibi.
Sesin var, ama yankısı yok.
Üzerinde bir ağırlık varsa,
Tıpta çözüm belirti yoksa,
Üzerine yorgunluk çökse,
Gel dermanın ilacı bizdedir.
Bunca zamandır ben gaflette idim,
Sandım ki bu dünya bir kuru derya.
Şimdi aşk elinden o kadehi aldım,
Tasavvuf deryasına daldım, nihayet.
Dışımızda bakan yanılır,
Biz göründüğü gibi değil,
Yüzümüzde maske yok,
Bizim dik duruşumuz var.
Dilber
Bak bana
Senin için tir tir titredim
Yana yana bittim tükendim
Yokluğundan bu hale geldim
Önce nefs atını dizginle, durdur,
O fânî arzuyu kalbinden savur.
Özünü bildin mi, o can sana Hûr'dur,
Dilinden çıkan söz, dinle, Kur’an'dır.
Kötü zaman acı sermiş önüme
Bu acılar çengel olmuş gönlüme
Adıyaman çilesi bu canıma
Vurur vurur gözyaşlarım dökülmez
O, gökyüzünün anlık, katılaşmış öfkesidir. Suyun nazik akışkanlığını terk ederek, acımasız ve keskin birer mermi haline gelmesi. Bir uyarı değil, ani ve zorunlu bir müdahaledir. Hiçbir yerde kalıcı değildir; sadece çarpar, hasar verir ve hızla çözülmeye başlar.
Her bir buz tanesi, havadaki büyük bir gerilimin sıkıştırılmış, minyatür bir kanıtıdır. Düşüşü, kontrolün kaybedildiği o kısa, gürültülü hükümsüzlük anıdır. Pencerelere vuran sesi, içerideki huzurun dışarıdaki kaosa karşı ne kadar kırılgan olduğunun kesintili bir ispatıdır.
Zeminde, anlık bir beyazlık yanılsaması yaratır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!