O, iğnelerin soğukluğudur. Yaprak dökmenin, çürümenin ve mevsimsel teslimiyetin reddedildiği, katı ve koyu yeşil bir inatçılık. Cam ağacı, sürekli kendini yenilemek yerine, kalıcılığı seçen, yalnız ve mesafeli bir duruştur. O, doğanın kışkırtıcı, değişime karşı gelen sabrıdır.
Kozalaklar, birer mühürlenmiş sessizlik paketidir. İçlerindeki tohum, hemen fışkırmak yerine, en uygun, en uzun sürecek anı bekleyen, ihtiyatlı bir gelecek planıdır. Dışarıdan bakıldığında hep aynı görünür; oysa içeride, reçinenin ağır ve yapışkan sırrı, yaraların zamanla nasıl onarıldığının bir kanıtıdır.
Gölgesi, hep keskin ve koyudur. Altına sığınanı rahatlatmaz; aksine, varoluşun ciddiyetini fısıldar. Kokusu, temizlenmiş ama aynı zamanda demlenmiş bir yalnızlık hissi taşır. Cam ağacı, neşe kadar melankoliyi de taşıyan, daima dik duran, yüksek bir soru işaretidir.
Yüzün ki nur saçar, okşar bakışı,
Sanırsın yazılmış Fâtiha gibi.
Kaşların yay gibi, eğilmiş durur,
Yâsin ve Tâhâ’nın mânâsı gibi.
Üçyol bir noktada birleşir,
Neden cemevi ibadethane değildir?
Üç yapıda kul yapısıdır.
Neden cami cemevi kilise eşit değildir?
Ovası gül, sümbüller kokar,
Dağ bayırlarında bülbüller şakar,
Görlevik suyu şırıl şırıl akar,
Cennet bahçesi sen Yaylakonak.
1.
Ey leb-i cānân ki sensin çeşme-i âb-ı hayât,
Sende mevcûd oldı cism-i zârı ihyâ kâinât.
2.
Bir ceylan sevdası düştü gönlüme,
Kavuşmak hayali, gelmez dilime.
Aşkı bir ateştir, sızar tenime,
Yüreğimde yanan, köz olur durur.
Sen gurbet ile gideli
Başıma karlar yağıyor
Sen benden ayrı düşeli
Gözümden yaşlar damlıyor
Pembe dudaklarını sevdiğim dilber,
Saçlarından Bir Gül koparayım mı.
Bedenine nakış nakış mozaik döşenmiş,
Arı gibi çiçeklere uçurayım mı.
Beni eritiyor o tatlı sözlerin,
Ulu Baba ak dağların eteğinde,
Bana acmış acı Çiğdem çiçeği.
Yüreğime doğan bahar içinde,
Bana acmış sarı Çiğdem çiçeği.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!