Gülüm sana bir gül getirecektim
Ama getiremedi
Bu seni sevmediğimi göstermez ki
Çünkü
Sen zaten bir gülsün
Güle gül verilmez ki
Hey dostum ayrımdan bahsetme bana,
Bir denize akar bütün ırmaklar.
Ayrım yolunda dalma ummana,
Bir denize akar bütün ırmaklar.
Alevi de bizim Sünni de bizim,
Cami de bizim Cem evi de bizim,
Muhammed de bizim Ali de bizim,
Niçin canları kurşuna dizim.
Türk de biziz Kürt de biziz,
Bu yollar toprak bu yollar taşlı,
Bu yoldan giden hep göz yaşlı,
Bir sevdiğim var karakaşlı,
Açılın yollar sevdam a gideyim.
Bu yol, yol içinden gizlendi,
Bu gizemli esrarı çözemesin.
Hurufu EBCED 'le kilitlendi,
Sen bu düğümü çözemesin.
Sarıldım sazın ince beline,
Dokundum saçların ince teline,
Mızrabı aldım ak elime,
Çalam dedim çalamadım.
Sarıldım gülün ak dalına,
Hey sevdiğim bile bile
Güzelliğin çaldı beni
Tatlı birkaç sözün ile
Şirin sesin çaldı beni
Bir yokluktur, biçime hapsolmuş. Ne bir engeldir ne de bir destek. Sadece iki gerçeklik arasına gerilmiş, görünmez bir tereddüt çizgisi. Onu saydam yapan, kabul ettiği her şeyi anında reddetme yeteneğidir. Işığı büker, sesi yutar, ama dokunmaya asla izin vermez. İki dünyanın sadece birbirini izleyebildiği, ama asla karışmadığı o ince, soğuk sözleşme.
Yüzeyinde, parmak uçlarının bıraktığı yağlı lekeler birikir; içeriden dışarıya, bugünden yarına uzanan tüm erişilemezliklerin kanıtı. Mükemmel bir yansıma sunarken, aynı anda ardındaki her şeyi de ifşa eder. Bu, kendine yapılan sürekli bir ihanettir. Aynı anda hem ayna, hem pencere olmak zorunda kalmanın çaresizliği.
O, iğnelerin soğukluğudur. Yaprak dökmenin, çürümenin ve mevsimsel teslimiyetin reddedildiği, katı ve koyu yeşil bir inatçılık. Cam ağacı, sürekli kendini yenilemek yerine, kalıcılığı seçen, yalnız ve mesafeli bir duruştur. O, doğanın kışkırtıcı, değişime karşı gelen sabrıdır.
Kozalaklar, birer mühürlenmiş sessizlik paketidir. İçlerindeki tohum, hemen fışkırmak yerine, en uygun, en uzun sürecek anı bekleyen, ihtiyatlı bir gelecek planıdır. Dışarıdan bakıldığında hep aynı görünür; oysa içeride, reçinenin ağır ve yapışkan sırrı, yaraların zamanla nasıl onarıldığının bir kanıtıdır.
Gölgesi, hep keskin ve koyudur. Altına sığınanı rahatlatmaz; aksine, varoluşun ciddiyetini fısıldar. Kokusu, temizlenmiş ama aynı zamanda demlenmiş bir yalnızlık hissi taşır. Cam ağacı, neşe kadar melankoliyi de taşıyan, daima dik duran, yüksek bir soru işaretidir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!