Bir dilbere aşık oldum neyleyim,
Dilimi tutulur lala dönderir.
Çaresiz derdimi kimlere deyim,
Aşkı beni yakar küle dönderir.
O periydi neydi cıktı karşıma,
Bir dilbere aşık oldum neyleyim,
Dilimi tutulur lala dönderir.
Çaresiz derdimi kimlere deyim,
Aşkı beni yakar küle dönderir.
O periydi neydi cıktı karşıma,
Diyarbakır da garip bir derviş,
Kur'an hakikatlerine ermiş,
Sokakta hak dinini söylemiş,
Garip Derviş Ramazan Hoca.
Divane gönlümü kaptırdım bir güzele,
Güzel yüzme bakmadan düz yan geçti.
Yapraklarım döküldü dündü Gazele,
Güzel halimi sormadan düz yan geçti.
Dedim güzel dur bir yüzüme bak hele,
Gurbet elde hasret beni bürüdü,
Ateş düştü sinem yandı, n'eyleyim?
Dost elinden bir haber gelmez yâradan,
Gönül bir divane döndü, n'eyleyim?
Gözlerin... Onlar, kışa hazırlanan bu kasvetli Kasım sabahının ardındaki tek ışıltı. Sana bakarken, zamanın o her şeyi acımasızca tüketen akışına karşı bir sığınak buluyorum.
Sen, rüzgârın en hafif esintisinde bile titreşen bir sonbahar yaprağı kadar naifsin. Ama aynı zamanda, ruhumu ısıtan, tüm fırtınaları dindiren o ilk bahar güneşi kadar da güçlü. Aramızdaki mesafe bir kağıt inceliği, ama sensizlik bir okyanus derinliği taşıyor.
Biliyor musun, sensiz geçen her an, bir melodinin eksik notası gibi. Bir resmin yarım kalmış fırça darbesi. Her şey var gibi, ama o en önemli tını, o en canlı renk hep kayıp.
Benim için aşk, bir yemin değil; bir teslimiyet. Tüm savunma kalkanlarımı indirip, ruhumu avuçlarına bırakmak. Eğer bu dünya bir yanılsamaysa, sen benim en gerçek yanılsamamsın. Eğer her şey bir hayalse, ben o hayalden asla uyanmak istemiyorum.
Seni seviyorum derken, sadece üç kelimeyi yan yana getirmiş olmuyorum. O an, kalbimdeki tüm dilsizliği, tüm karmaşayı, tüm "neden"leri susturuyorum. Geriye sadece sen kalıyorsun. Sonsuzluğa uzanan, sessiz ve tarifsiz bir huzur...
Kış, bu şehre sadece soğuk getirmez, aynı zamanda görünmez çizgileri de keskinleştirir. Kalın yünlü ceketler ve pencereleri çift camlı evler, o ince, titrek duvarlı barakaların soğuğunu asla bilemez.
Dışarıdaki rüzgar, bacası tütmeyen evlerin çatlaklarından sızan bir ıslık gibidir. Bu ıslık, bir ninni değil, sürekli yinelenen bir yoksunluk melodisidir. Sobaya atılacak bir avuç kömürün, o ay nasıl bulunacağının kaygısı. Çocukların ayaklarından sızan buza karşı verilen sessiz, küçük savaşlar.
Yoksulluk, sadece ceplerdeki boşluk değildir; o, insanın sırtında taşıdığı ağır bir utanç giysisidir. Okulda arkadaşlarının yediği o parlak ambalajlı çikolatayı istemek, ama istemeye utanmak. Bayramlarda giyecek yeni bir ayakkabının hayalini bile kurmaya çekinmek. Bu, görünmez kalma sanatıdır. Kimsenin sormadığı, kimsenin görmek istemediği bir köşede, var olmaya çalışmak.
Tüm Avrupa balkanda domuz yiyor,
Bir müslüman yemiş mi çok.
Dışardan gelen kuzu mu sandın,
Bir Yusuf domuz köftesi mi çok.
Biz nesli Kutsi paktan geldik,
Bize yanlış yapan ifla olmaz.
Biz peygamber ocağında geldik,
Bize yanlış yapan ifla olmaz.
Elimizde Kur'an, hadis değil,
Elimizde Kur'an, ilmihal değil,
Elimizde Kur'an, rivayet değil,
Biz Kur'an'ı tasavvuf sır okuruz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!