Akşam olunca içimde bir boşluk büyüyor.
Sanki evin bütün ışıkları yanıyor da
Bir oda karanlık kalıyor.
Çay koyuyorum kendime, iki bardak alışkanlığı var ellerimin.
Sonra hatırlıyorum…
Sen yoksun.
Ben seni bekliyorken duvarlara yaslandım
Her yağmurlu gecede biraz daha ıslandım
Kapının eşiğinde bıraktım izlerimi
Gözlerimle aradım görmedim gözlerini
Ey dünya darmı geldin bize
Yoksa biz mi daraldık içimizde.
Bir çocuk ağlıyor Gazze’de,
Bir çığlık duyuluyor Doğu Türkistan’da,
Ve biz…
Ekranlara bakıp geçiyoruz.
Büyüyünce
bazı şeyleri unutacağını biliyorum.
Defalarca
anne demeyi,
baba demeyi mesela…
Bir gün tutacak dal bulamadığında
Kırdığın yerde olduğumu bil.
Gölgem bile düşmezken üstüne
Adını yine içimden sildiğimi bil.
Bir rüzgâr eser de savrulursan
Yolunu kaybedersen gecelerde
Eşiğindeyiz yeni bir yılın
Günahıyla sevabıyla
Savaşıyla barışıyla
Bir yılı daha bıraktık geride
Nelerin beklediğini bilmeden bizleri
Bitirirmi savaşları
Etle tırnak gibi müslümanlardık
Sökülürken tırnaklarınız
Duymadık acılarınızı
Bakarken göremedik çektiklerinizi
Sadece dillerimizle kınayabildik
Yapılan zulmü
Ağaçların suskun gövdesinde bir çizik,
Toprağın koynunda bir sır saklıdır.
Su, akarken sadece taşları değil,
İnsanın gölgesini de sürükleyip götürür.
Ey bendeki ben
Bırak beni bir başına
Sürükleme istediğin her yöne
Dünün hırsını vurma sırtına
Yarının kaygısını da at üzerinden
Bak o zaman
Ey gönül, arlanıp gül mü oldun güller içinde,
Harlanıp kül mü oldun odlar içinde?
Hangi rüzgâr savurdu seni bilinmez diyarlara,
Hangi ateş yaktı seni, kor oldun içimde?
Nedir bu çekilen cefa, bu suskun sızı,
Her gülüşün ardında saklı bir hüzün.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!