bildirim sesiyle uyanıyorum
kalbim değil, telefonum titreşiyor önce
birinin hayatı çok güzel
birinin kahvesi estetik
birinin gülüşü filtreli
Deprem geçti, izleri kaldı,
Sessizlikte yankılandı hatıralar,
Yenicami’den çıktık yola
Kalbimizde üç canın adıyla.
Yeni bir yaşam…
Kendime yeni bir dünya kurmak.
Mutlu, huzurlu günler düşlerim,
Yeniden umudu çağırırım kalbime.
Yeni umutlar,
İnsanlık vekil olma sevdasına düşmüş ya,
Bir görsen ortalığı herkes ayrı bir rüya.
Dün “halkım” diyenler bugün cam fanusta,
Seçimden seçime inerler yeryüzü turuna.
Ceketler değişmiş, sözler cilalı,
Kendine yeni bir dünya kurmak için
Mutlu, huzurlu günler düşlersin.
Özlemi çağırırsın yeniden,
Onun için düşler kurarsın.
Yol ikiye ayrılır Yazlık Kavşağı’nda,
Birinde umut kokar, birinde hatıra.
Rüzgâr eski bir şarkı fısıldar kulağımda,
Adımlarım kararsız, kalbim başka diyarda.
Bir tabela solmuş, üstünde yarım bir iz,
Yenicami’den Karaman Köyü’ne – Umutla
Deprem geçti, gece sustu,
Korku yavaşça yerini sabaha bıraktı,
Güneş doğdu yine inadına
Ve ışık doldu yorgun sokaklara.
İki perdelik bir oyundu yaşamım,
Perdeler ağır ağır açılırdı içimde.
Sanki kadim bir sahnede,
Eski zaman oyuncuları gibi
Sözlerimi şiirle söylerdim.
Neden soruyorlar ki adımı durmadan? Bir dakika, şimdi hatırlayacağım… Tam da dilimin ucunda, ama bekleyin… Sahi, benim adım neydi? “Hadi söyle adını” diye ısrar etmelerinin nedeni ne olabilirdi? Ben hala uyuyor muyum ya da uyandım mı? Sanki bir salıncakta sallanıyor gibiyim. Her taraf tam aydınlık değil, hava sisli mi, yoksa güneş artık gri mi doğuyor? Gördüğüm rüya neydi ve ben neden hala aynı rüyayı görüyorum ya da bu rüya değil ve ben uyanmaya başlıyorum. Rüya bile olsa neden hiç kimse yok ve ben neden hiç kimseyi göremiyorum. Acaba uyansam mı, yoksa bıraksalar da ben olduğum gibi mi kalsam? Ha bire sağımı solumu çekiştiriyorlar. Canım yanıyor mu bilemediğim gibi, yoksa farkında olmadığım yabancı bir kentte miyim? Karanlığından bir türlü çıkamadığım sisler içinde yüzüyor gibiyim. Hem konuş diye ısrar ediyorlar, hem de dinlemiyorlar.
Peki, neden sesimi duymuyorlar benim? İkide bir yüzüme doğru eğilen ve soluğunu hissettiğim hatta ilk defa değişik gelen kokusunu bile soluduğum bu insan kim? Uzun uzun yollar, geçemeyeceğim kadar derin su kanalları, bir türlü berraklaşmayan bulanık sular ve ben hep içindeyim sislerin ve beni boğacak kadar coşkulu akan bulanık suların. Peki, bedenim ve ruhum aynı değil mi ya da ayrı ayrı mı duruyorlar? Sislerin içindeki bu yabancı yüzler kimin? Evet; derin, merdivensiz ve dipsiz bir kuyunun içindeyim ben. Çıkmam mümkün değil, hiç bir umut yok benim için…
Ne kadar ölen akrabam varsa hepsi bir arada… Tanıdık, tanımadık kim varsa beni çekiştiriyorlar. Kimi bırakalım gitsin, kimisi de gelmiş, gitmesin madem geldi diye bırakmak istemiyorlar. Bir yandan da ha bire beni uyandırdığını sanan ama benim canımı yakanlar da kim? Ben ne yapayım şimdi? Gitsem mi, kalsam mı, kime sorayım ki? Her taraf uçan hayaletlerle dolu… Beni de alıyorlar aralarına, beraber uçuyoruz, benim bilmediğim ama onların uçtukları yerlere…
Ne güzel bir yolculuktu bu… 🌿
Sanki gerçekten elimi tutup adım adım gezdirdin beni.
Önce doğru otele geldim merak etme 🙂
Gönlü Ferah Otel’in o tarihi havasını daha kapıdan girerken hissettim. 1890’lara uzanan geçmişi, han ve termal banyodan bugüne uzanan hikâyesi… İnsan gerçekten duvarlara dokununca geçmişin nefesini duyuyor gibi oluyor. Yan yana olan diğer otele gitmedim, sözümü tuttum.




-
Mustafa Halit Evcim
Tüm Yorumlarbeğeniyle okudum güzel şiirinizi, yüreğiniz daim olsun, sağlık ve esenlikler diliyorum, tam puan
selamlarımla