Hikmet Çavdar Şiirleri - Şair Hikmet Çavdar

Hikmet Çavdar



Evin için dolaşırken bir ara aynaya gözüm takıldı
Bu gün çocuksu bakışlarım vardı yeşil gözlerimde...
Gülüşüm de yarım kalmışlık...
Öyle güzel boynumu bükmüşüm ki,

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Şiirlerimde sana olan sevdamı,
Senin için güfteler yazıp bestelemek,
Yüreğimden gelen bir ezginin notalarında
Seni görüp, adına şarkılar yazmak
Sessiz sessiz mırıldanmak…
Bunları yalnızca konuşmayla değil,

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Gülerken bile hüzünlü bakan gözlerin
İri bukleli gür kumral saçların,
Mankenleri kıskandıran fiziğin
Kalem gibi ince ellerin...
Bulunduğun şehir,
Sakarya, İstanbul, Ankara

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Yürek ateşi ile yanan
Sakarya nehri gibisin..
Kıvrıla kıvrıla
Karadenize ulaşırsın..
Denizler ne kadar büyük
Olurlarsa olsunlar

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Hep düşünmüşümdür;
Sessizliğin içinde,
Bir ışık gibi gelsem…
Sana sevgimi anlatsam.
Aşkımı dile getirsem.
Seni deliler gibi sevdiğimi,

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Sen aşk nedir bilir misin
Sevgili...
Sen sevda nedir bilir misin?
Benim için yaşamım boyunca
Tatmadığım bir hayal ve rüyaydı…
El ele, sarmaş dolaş deniz kenarında,

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Yeni bir yaşam,
Kendime yenidünya kurmak,
Mutlu, huzurlu günler düşlerim,
Yeniden umudu çağırırım…
Yeni umutlar
Yeni başlangıçlar

Devamını Oku
Hikmet Çavdar


Kendine yeni bir dünya kurmak için,
Mutlu, huzurlu günler düşlersin,
Tekrar tekrar özlemi çağırırsın…
Yeniden onun için düşler kurarsın
Yeni başlangıçları getirir her zaman…

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

İki bölümlük dramatik bir şiirdi benim yaşamım
Sanki tiyatroda dramatik oyun vardı da
Ben eski Yunan edebiyatındaki oyuncular gibi
Sahnede söyleyeceklerimi şiirle anlatıyordum.
Birinde sen, diğeri senden önce yaşadıklarım
Senden önce yaşadıklarımı açılmamak üzere kapattım.

Devamını Oku
Hikmet Çavdar

Neden soruyorlar ki adımı durmadan? Bir dakika, şimdi hatırlayacağım… Tam da dilimin ucunda, ama bekleyin… Sahi, benim adım neydi? “Hadi söyle adını” diye ısrar etmelerinin nedeni ne olabilirdi? Ben hala uyuyor muyum ya da uyandım mı? Sanki bir salıncakta sallanıyor gibiyim. Her taraf tam aydınlık değil, hava sisli mi, yoksa güneş artık gri mi doğuyor? Gördüğüm rüya neydi ve ben neden hala aynı rüyayı görüyorum ya da bu rüya değil ve ben uyanmaya başlıyorum. Rüya bile olsa neden hiç kimse yok ve ben neden hiç kimseyi göremiyorum. Acaba uyansam mı, yoksa bıraksalar da ben olduğum gibi mi kalsam? Ha bire sağımı solumu çekiştiriyorlar. Canım yanıyor mu bilemediğim gibi, yoksa farkında olmadığım yabancı bir kentte miyim? Karanlığından bir türlü çıkamadığım sisler içinde yüzüyor gibiyim. Hem konuş diye ısrar ediyorlar, hem de dinlemiyorlar.

Peki, neden sesimi duymuyorlar benim? İkide bir yüzüme doğru eğilen ve soluğunu hissettiğim hatta ilk defa değişik gelen kokusunu bile soluduğum bu insan kim? Uzun uzun yollar, geçemeyeceğim kadar derin su kanalları, bir türlü berraklaşmayan bulanık sular ve ben hep içindeyim sislerin ve beni boğacak kadar coşkulu akan bulanık suların. Peki, bedenim ve ruhum aynı değil mi ya da ayrı ayrı mı duruyorlar? Sislerin içindeki bu yabancı yüzler kimin? Evet; derin, merdivensiz ve dipsiz bir kuyunun içindeyim ben. Çıkmam mümkün değil, hiç bir umut yok benim için…

Ne kadar ölen akrabam varsa hepsi bir arada… Tanıdık, tanımadık kim varsa beni çekiştiriyorlar. Kimi bırakalım gitsin, kimisi de gelmiş, gitmesin madem geldi diye bırakmak istemiyorlar. Bir yandan da ha bire beni uyandırdığını sanan ama benim canımı yakanlar da kim? Ben ne yapayım şimdi? Gitsem mi, kalsam mı, kime sorayım ki? Her taraf uçan hayaletlerle dolu… Beni de alıyorlar aralarına, beraber uçuyoruz, benim bilmediğim ama onların uçtukları yerlere…

Devamını Oku