Dilersen,
mısralarına gökyüzünün genişliğini katayım.
Her sözcük
bir yıldız gibi yerini bulsun;
ve adın,
Gülerken bile hüzünlü bakan gözlerin,
İri bukleli gür kumral saçların,
Mankenleri kıskandıran fiziğin,
Kalem gibi ince ellerin…
Bulunduğun şehir;
Yürek ateşiyle yanan
Sakarya Nehri gibisin sen;
Kıvrıla kıvrıla değil artık,
Baş kaldırarak akarsın
Karadeniz’e.
Yüreğim dalgandıkça kıyılarıma sen çarpıyorsun,
Yokluğunun soğukluğu var tenimde…
Bir de hasretin sancıyor
Gözlerim gözlerine çarptıkça.
Sustum; adını rüzgâra bıraktım,
Bu evrenin özgür çocuklarıyız.
Yolumuz ayrı düşmüş,
yönümüz başka ufuklara çevrilmiş,
yörüngemiz birbirinden uzak
iki gezegen gibi.
Sessizliğin içinden geliyorum sana,
Ne büyük sözlerle
Ne de korkusuz adımlarla…
Ama içim yangın.
Adını göğe yazmak istedim,
Sen aşk nedir bilir misin, sevgili?
Ben biraz geç öğrendim…
Öğrendiğimde ise
Çoktan içime düşmüş bir sızıydı.
Aşk;
Meydanlarda gürler, millet benim diye,
Geceleri sayar ihale, rant, hediye.
Zübük yine kürsüde, yüzünde cilalı maske,
Hakikat köşede titrer, sesi kısık, yutkunmakta.
Hayatta bazı duygular vardır; insan onların hiç bitmeyeceğine inanır.
Bir sevda gibi… Bir dostluk gibi… Bir sarılmanın içindeki o tarifsiz sıcaklık gibi.
“Sonu hiç bitmeyecek bir sevdaydı sanki…” diye başlayan bir cümle, bazen bir ömrün özetidir.
Geçmişe doğru yapılan yolculuklar böyledir. Bir şarkı çalar kulakta:
“Seni seviyorum, sana aşığım…”
Susmayacağız,
Çünkü sesimiz halkın nabzıdır,
Kısılırsa karanlık büyür,
Biz konuşursak sabah olur.




-
Mustafa Halit Evcim
Tüm Yorumlarbeğeniyle okudum güzel şiirinizi, yüreğiniz daim olsun, sağlık ve esenlikler diliyorum, tam puan
selamlarımla