Kirli bir emelin gün görmemiş yamyam yüzüyüm.Dünyanın bütün açlıklarını aşk diye omuzladım. Temiz ve iç çocuğu aç olarak geliyorum sana. İstediğim,istemediklerimin gizinde sözlük.Ben yazdım bunca anlamsız , anlaşılmaz, tanımlanmaz sözcüğü. Benden başka kimse seni anlamasın, yaşamasın diye tanımsız tanımlara şifreledim sensizliği.
Daha büyük bir aşka dahili olmaktır büyüklüğüm.Şimdi ertelenmiş hevesler mecrasından çıktım. Biraz kendim oldum sana karşı. Biraz seni tanımanın tan vaktindeyim. Aşk vatanımda yaşaman için sana dair özlem bülbülleri büyütüyorum.
-Neticesi ne olursa olsun senli demlerin süzgecinden geçiyordum. Aşk ile ilim arasında felsefi bir yokuş vardı.
Ben’i tanımanın tin dersinden önce, teni tanımanın aşk gecesine yazıldım.
Sorgusuz, güneşine teslim kanadı kırık renkli bir kelebeğim
Senin bilemediğim gerçeklerde ışık kırılmalarım başlar
İnadımın tümsek aynalarında yansımaz bekleyişin
Tutkunun damıtılmasından damızlık buluşmaya kaniyim
Süzülen şıradır yokluğun
Varışına simurglar uçurdum küllere ve acılara gerek yok
Hayallerimi ağlatan yıldızın uzak hecelerine yazıldı adın
Açıklanmamış özlemlerin sihrinde okunur güzel dünyan
Tutkunun sevi kalemiyle yürek defterine yazıldı sevgin
İlgi depreminde yıkılan gönül evime özlem oldu can evin
Cevher büyürken ruhun özünde,sana yeşillendi güzellikler
Eskimez sevgi köprüsü kurarak merdiven dayamak aşkyüzüne
suskun dilinde,dile gelmeyenlerin süzgecindeyim
bir avuç huzurun can sızısıyım
yorgun ruhuma suların karışmış
bu yüzden seni isteyişimin berraklarında ıslağım
ilgisiz kaldığın an yanığının merhemindeyim
sürüyorum seni bahtıma
Defolu bir imkansızlığın sonrasızlığında kadından gülleri koklamaya gittim.
-Sen güllerin kadınsılığını uğuruma vermek için uğur böceklerini yollamıştın ruhumun en istendik y’amacına.
-Amaç yaşamayı ütüsüz bırakmamaktı.Elektrik lazımdı,o da senin pınarlarından arta kalan sevda sularındaydı.
- Hurilerin ser’en’camı ellerime batmıştı.Y’aramdan kanıyordum zamansızlığa.Oysa aşkın bana değmeliydi.Değinmelerin solistiydim seni çalıyordum.
Mecalsiz ağrıların eceli oldum.Aşkın bana değmesi için sebeplerimi yaramdan çektim.
Sona erecek, aynı anlara kurulu benliğindeki soruların cevapsızlığı.
Cevap bulacak, bulunulmuş çözümsüz hislerinin adresi. Gelişmiş bir umudun, gelişmiş bir aşk ülkesine seni prenses olarak sunacak hayat.
Kahkahalar atacaksın henüz satılmamış mutluluklarla. Bulutların arkasında saklanan güneşinden öpmüşüm, aşk baharım apaydınlık.
Kırık gönüller, asaletini darmadağın eden gün batımlarında beni hatırlatacaklar sana. Gece uzayacak benim senin yanında uzandığım kadar.Gün gelecek bütün senli anılarım yazılmanın kıyısında kalacak.Bir gün kızım diyecek,babacığım bunları kime yazdın.Ey şiir kızım,ey aşk meyvesinin gülü, ey yaralarımdan sonraki sevda hasadım
“ Bir gün yazdığım bir dergide, güzel bir yazar en güzel yazıma ciddi bir eleştiri yazmıştı. O kadar kızmıştım ki dergiyi aradım, herkesi aradım onun telefonuna ulaşamadım. Yayın yönetmeni sadece çalıştığı kurumu söylemişti.Gidip hesap soracaktım.İlk uçakla hemen gittim.İşyerine gittim.Bahar bütün çiçeklerini aşmış,bütün beyazlar aklanıyor güzelliklere.Yemyeşildi her taraf.İçimde kuruyan sevda da filizlenmiş gibiydi.Onu bahçede şadırvanın orda bekleyim dedim.Akan sular,içimdeki sulara ezberle ediyor gibiydi.Her şey inadına beyazdı.Derken beyaz bir takım elbise giymiş mavi gözlü,saçları dalgalı yürüyüşle yüreği dalgalandıran bir bayan geldi fıskiyenin yanında oturdu.
Utangaç bakışlarla kafamı o tarafa çevirdiğimde dünyalar yıkılıyor, şimşekler çakıyor,nemli hislerim sağnak sağnak yağıyordu sevdaya.Hani ilk görüşte aşk derler,ondan daha hızlıydı bizimkisi.O da sürekli nazlar,paslar,kaçamak bakışlarla ilk aşkı tümlüyordu.Fıskıyenin yanına gitti,biraz çocuksu tavırla suyla oynmaya başlamıştı ki bir anda küçük havuza düştü.Hemen atladım gittim yanına,tuttum elinden kaldırdım,sırılsıklam olmuşuz,havuzun ortasındayız ayağa kalktık,göz göze geldik öyle kalakaldık.Sırılsıklam aşk başlamış,havuzun ortasında heykel gibi bakışıyor ve öylece kalmışız,çalıştığı kurumdaki herkes koşup yardıma gelmişti.Bizse hani derler el ele tutuşmuşuz havuzun ortasında hafif sarılmış şekilde.Yüze yakın kişi toplanmıştı,alkışladılar.O havuzdan aşk temizlenmişti.Daha onu beklerken,danışmaya orda beklediğimi not ederken onla orda karşılaşmıştık.Hemen oradaki güllerden bir tane koparıp vermiştim.İşte böyle başlamıştı aşk kızım.Onla dört yıl masalları aşan bir aşk yaşadık.Bu çok sevdiğin bilge,mülayim, sosyal çoğu zaman yerli bir melek olan babacığın bir hata yapmıştı ve bitirmişti her şeyi aşk kızım.”
Duyduğum,özlediğim, kanadığım, her dem andığım, bitirip yeniden diriltiğim,ruhuma kaknus olan içsel bir güzel var.
Farkında olmadan onun olduğum, onda kaldığım, saklandığım, uzağında ağladığım, uğruna yazdığım bir yarim var.
-Yarim diyorsam kendime yarındığımdandır.O, aslında ben değil, ben aslında onda değilim.
-Kendim yazıp, kendim yaşadığım kaderi Kadriye ‘si gibi. Kadrini varken çok bilmediğim, şimdi olsa kadrini yücelere çıkaracağım aşkın Kadri’siyim.
-Bana Kadir İnanır demelerine alınmam.
-Hani seviyorum de Ulen diyen Kadir İnanır olasım var. Üç şamardan sonra bağır Uleynnnnnn…. Seni seviyorum de…. Diyesim var Nariçe.
Nefretine bağışlanan fotoğraflar kardeşti gidişlerin. emek sevdaya gezer semazen..Dönerken kendi etrafında hep sen demek aklanan hayata. Hep dönmek asil olan kendi dairesin çizer.
Bitik sevdaların mil tuzaklarında uzağa düşmüş bir tortunun gezginlerine
Ram olmak ne kadar zor bilir misin? Bugün senli ayyaş bir soluğun izini
Sürdüm. Bindim arabaya senle üç yıl gittiğimiz bütün yolları gezdim. Seninle ilk kaldığımız evin önünde park ettim, baktım son katı beni bekliyor gibi duruyordu her şeyin. Rengini kırık sokak lambasına veren gözlerin geldi aklıma.Yukardan gelişimi izlerken ışıldayan gözlerinin
koyu sevgisi sıralandı.Demek diğer noktayı özlemek için yaşanılanlara anı olmak gerek.Semazen gibi dönmek,hataların sorgularında.İki aşk arasında gönüllere yağmur yağdırmak. Pervaneliğinde senin kelebek oluşun, minnacık özlemlerinle uçuşun aklıma geldi.Gülken soldurmadım,lale oldun başka baharların harında Solan Soloski oldum bende.Sensizliğin toplu mezarlığında dua okudum içimdeki cesedine.Kurşunladığım kalbindeki iki mermeyi çıkardım, bir başka güzel belki nakışlar da bir ömür boynumda taşırım Hüsransu…
Dünya durulanmış gidişlerimize, gün suskun, gece uykusuz, güneş ayıplarımızın üstüne açmıyor,ay hep hilal halinde lal sana.Cennetindeki Kevserler yüreğimde akıyor,kirlenmiş arzu gömleklerimi yıkıuyorum.Bulaşmış rujlar çıkmıyor,bildiğin affedici bir deterjan var mı? Ya da uzat ellerini her şey öyle temizleniyor yenilenmiş özlemlerimizde.Gel yıka beni,senden.
Uğruna fedakarlık yaptığım, yüklü dermanların söz kraliçesi.Taşıyorum seni ıssız bir adaya. Damlaların, ömrün var.
Bilinmezlerin bakisiyim. Bir bulutun tutunmasıyım. Yağmurlar benden tutumluluk istiyor.Sen de ağla diyor kader.
Sen de kederinle zengin kal.
Yasak aşk gibiydi. Dünya da yaşanan yasak aşkların gizil sorusu gibi durma uzaklarımda. Denklemlerin tanıdıktı.Tanıdık olmayan başka hazlara işlem yapan bendim.
Sevginin sayısı yokmuş. Bütün X ‘ler sevgiymiş. Hangi sevginin tanımısın ki bilemedim. Çözemedim seni analitik algılarla.
Bu kadar yalnızlığı hangi yüreğe sığdıracağız.Aşk duyumsamaları sevmez. Duyusal istendiklerin sözsüz yanışını ister.Islanmasını ister vicdanın. Ar’senik yadını ister.İstemeyi ister, yüksüz gemiler ister yalnız seni bindirmek için.
“Elif”ten sonra sen geldin.Sırrımın şiiri gibi dizildin dizelerimde. Lam demek istedim la dediğin güzellere.”Mim “ lerin geldi mumyaladı yüreğimi.Mistik bir sen’ odağı oldum.
-Yar’yüzüne gelmek içindi uzaktan ve uzaydan akislerim.En anlamlı her şeyin bir şeyi olmak istedim.
-Mim senli secdelere götürdü. Ebedilerimi,ezellerimi, esislerimi, yaşayacaklarımı, yaşamayacaklarımı uğruna getirdi.Huzurundayım, beni huzura alıştır Nariçe.
Neyim yoksa ney’den ç’alındı.Ve ben’e alıştı sensizlik.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!