Hayallerimi ağlatan yıldızın uzak hecelerine yazıldı adın
Açıklanmamış özlemlerin sihrinde okunur güzel dünyan
Tutkunun sevi kalemiyle yürek defterine yazıldı sevgin
İlgi depreminde yıkılan gönül evime özlem oldu can evin
Cevher büyürken ruhun özünde,sana yeşillendi güzellikler
Eskimez sevgi köprüsü kurarak merdiven dayamak aşkyüzüne
Kirli bir emelin gün görmemiş yamyam yüzüyüm.Dünyanın bütün açlıklarını aşk diye omuzladım. Temiz ve iç çocuğu aç olarak geliyorum sana. İstediğim,istemediklerimin gizinde sözlük.Ben yazdım bunca anlamsız , anlaşılmaz, tanımlanmaz sözcüğü. Benden başka kimse seni anlamasın, yaşamasın diye tanımsız tanımlara şifreledim sensizliği.
Daha büyük bir aşka dahili olmaktır büyüklüğüm.Şimdi ertelenmiş hevesler mecrasından çıktım. Biraz kendim oldum sana karşı. Biraz seni tanımanın tan vaktindeyim. Aşk vatanımda yaşaman için sana dair özlem bülbülleri büyütüyorum.
-Neticesi ne olursa olsun senli demlerin süzgecinden geçiyordum. Aşk ile ilim arasında felsefi bir yokuş vardı.
Ben’i tanımanın tin dersinden önce, teni tanımanın aşk gecesine yazıldım.
Sen gideli gitmelerim bile yaşlandı
günler yırtık, gece yamalı, aşk yetim bir bebek
son bakışın içimin duvarında asılı çerçeve
Son yürüyüşün ceylani bir resim sergisi gibi gözlerimde
Son sözün bütün aşk kitaplarını kavurucu sıcaklığında
Kanadı kırılmış biçare bülbül gibi atıldım yalnızlığına
Geçmiş ile kendimden geçmişin hiç geçilemeyen geçitlerinde seni aradım.
Sürgün edildiğim aşk dağlarında Ferhat olup vuslat dağlarını deldim. İçindeki pınarlar çıktı dağı deldiğim, seni tümden gördüğüm dünyada.
-Dünya niçin var ile senin varlığın neden yok arasında metafizik sızılar usumda usulca akıp gitti.
Sonsuz ile sensizliğin iç çağrısını gördüm. Görmek ile görülmek aynı dizede soyundu özlemlere. Bir bakışına ömürler hecelemek istedim. Son kez gibi ilk kez bakmak istedim.
- Yaralanmış bir ceylanın gözleri vardı sende. Gözbebeklerin içimdeki senli aşk bebeğini görmüyordu.
Sorgusuz, güneşine teslim kanadı kırık renkli bir kelebeğim
Senin bilemediğim gerçeklerde ışık kırılmalarım başlar
İnadımın tümsek aynalarında yansımaz bekleyişin
Tutkunun damıtılmasından damızlık buluşmaya kaniyim
Süzülen şıradır yokluğun
Varışına simurglar uçurdum küllere ve acılara gerek yok
suskun dilinde,dile gelmeyenlerin süzgecindeyim
bir avuç huzurun can sızısıyım
yorgun ruhuma suların karışmış
bu yüzden seni isteyişimin berraklarında ıslağım
ilgisiz kaldığın an yanığının merhemindeyim
sürüyorum seni bahtıma
Noktanın sonuyum,sonum bu kadar
hiçim ile içim arasında ünlemler bekleşir
Hiç olmak için çok olmaya üç noktalar
var olmak sorunun eğik çizgisinde
hükmetmek gerek ,gereğin ereğinde
benlik oluşu benlikle şifrelenir
Beni unuttuğun yerde yükselir aşk gökdeleni
tanımsız İstanbul yücelerindeyim
korunuyorum korkmakla beklemek arasında
Yıldızlar parlatmıyor benden uzak kalışları
Şehir susmuş bir adımlık özlemleri bekliyor
Ürküyorsun denizimde yüzmeye
…:Üşüyorum, bulutsuzluğun örtmüş kederimi. Kaderim ile kaderin arasında derin bir sızı toplar bizi.Seni ruh ağacımın meyvesi olarak seçtim. Seni yasaklı meyveden yemeye çağırıyorum. Bu uzak kalışların cennetinden atılmak istiyorum.
…:Gizleniyorsun ben ile alıştığım sen arasında. Güven dağlarında tazılar kovalar geleceğimizin tavşanlarını.
…: “Tavşan kaç,tazı tut” Beni bu yürek koşusunda tutacak bir sen varsın. Şirin olup deldiğim senli dağlardan akan pınarlardan kana kana içmelisin.
…:Bu ülkede yürekleri kanatan kanların boyası derin sülünler olabilir. Ben süreğen, ben fikirlere maşa, ben çıkarların çıkarım çıkarması, ben azınlık bülbüllerin dağ ayısı, ben bu bildiğin benlerden değilim. Hayatımın yarısı okumak, yazmak, sosyal hayat,; diğer yarısı sensin gül kedisi…
…:Aşk dolu günlerime dolu yağdı. Sevda meyvelerime değdi yaralandım.Gayrı adınla, tadın arasında bir aşk yarası var.
“Beni böyle sev, seveceksen
Olduğum gibi göreceksen
Girme gönlüme girme ömrüme
Ne dertliymiş, bu diyeceksen “
Orhan Baba




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!