Sessizce çekilirken damarlarımdan kan,
Bir adın kalır dilimde, bir de o büyük hüsran.
Zaman, paslı bir bıçak gibi saplanır göğsüme;
Özlemek dediğin, nefes alan bir kabristan.
Yastığın boş tarafı uçurumdur artık bana,
Her gece o boşluktan yuvarlanırım sana.
Madem her ayrılık bir parça koparır candan,
Çok özlemek de ölümden sayılsın bu yana.
Ne bir sesin gelir, ne gölgen düşer kapıma,
Hasretin zehirli bir hançer gibi saplı bağrıma.
Dirilip dirilip ölmekse eğer bu bekleyiş;
Yazılsın gıyabında, mermer taşımın tam şanına.
Gözlerim yorgun birer fener, sönmeye yüz tutmuş,
Yüreğim, kendi yangınında çoktan kül olmuş.
Azrail’e gerek yok, bu yangın bana yeter;
Ruhum, senin yokluğunun içinde boğulmuş.
Sesin duvarlarda yankılanır da elini uzatmazsın,
Sen bu dipsiz kuyuda kaç defa can çekiştiğimi bilmezsin.
Bir şehir susar, bir dünya yıkılır üstüme her gece,
Öyle bir gidiş ki bu; öldürmezsin ama yaşatmazsın.
Yollar biter, umut biter, içimdeki şehir söner,
İnsan her nefeste biraz daha kendine döner.
Ama senin yokluğun, geçmeyen bir sonbahar;
Dalımdan düşen her yaprak, bir ölüme imza atar.
Ölmek sadece toprak altına girmekse eğer,
Söyle, bu her gün eksilmek neye değer?
Çok özlemek de ölümden sayılsın sevdiğim;
Çünkü bu sızı, Azrail’den bin kat daha beter.
Kayıt Tarihi : 11.05.2026 03:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!