Uzak bir dağ yamacından düşer gibi dökülür adın,
Gözlerimin kurulduğu bu kurak topraklarda.
Mevsimler boyu susuz kalmış bir nehir yatağı gibi,
Çatlar sabrım, içimin en derin, en gizli yerinde.
Ne rüzgâr taşır kokunu ne de kuşlar getirir haberini,
Sadece bu kör karanlık, sadece bu dinmeyen hasret kalır geriye.
Kaç fırtına koptu göğsümün o daracık kafesinde,
Kaç gece, silüetine sarılıp uyudu bu kimsesiz gövde.
Yollar uzar, mesafeler dağ gibi dikilir önüme,
Araya giren o dilsiz zaman, kör bir bıçak gibi keser ömrü.
Ben ki her adımıma senin adını yoldaş eyledim,
Şimdi bu ıssız menzilde, bir başına kalakaldım.
Hasretim sevdana, bir çölün suya yandığı gibi delice,
Bir bülbülün kafeste son nefesini güle verdiği gibi sessiz.
Ne bu uzaklıklar söndürebilir içimdeki kor ateşi,
Ne de zaman silebilir tenime kazıdığın o derin izi.
Bütün yollar sana çıkmasa da, bütün kapılar kapansa da yüzüme,
Ben bu sevdanın ayazında, adını sayıkladım durdum.
Ve şimdi, göğsümde patlamaya hazırdır o son yemin,
Uzaklığın bittiği, kavuşmanın kıyısına vurduğu yerdeyiz.
Ne bu hasret kalır geriye ne de bu dilsiz ayrılık,
Ben, senden başka her şeyi unutmuş bir derviş gibi,
Hasretimin en koyu, en acımasız tahtında,
Sadece sana ve o büyük sevdana teslim oluyorum.
Toprağa düşen her damla, bir başka yangını uyandırır derinlerde,
Zaman, acımasız bir değirmen gibi öğütür geride kalan günleri.
Ne bir adım ileri gitmeye derman kalır ne de geriye dönmeye yol,
Ruhum, kendi coğrafyasında kaybolmuş göçebe bir kervan gibi yorgun.
Yıldızlar birer birer sönerken o eski ve ıssız gök kubbenin altında,
Ben, adının geçtiği her hatırayla biraz daha büyütürüm bu sızıyı.
Duvarlar üzerime kapanır, nefesim daralır bu dar odada,
Aynalar yabancı bir yüz gösterir, tanıyamam kendi yansımamı.
Sensiz geçen her saniye, sırtıma yüklenen asırlık bir dağ gibi ağır,
Ne bu sessizliği yırtacak bir ses var ne de yarama merhem olacak bir el.
Bütün yollar kilitli, bütün anahtarlar kayıp bu kör kuyuda,
Ve ben, çaresizliğin en asil tahtında, sadece seni beklerim.
Günün ilk ışığı düşerken pencereme kırık bir bıçak gibi,
İçimdeki o dinmeyen fırtına biraz daha hırçınlaşır.
Ne bu hasret biter ne de bu sevda hafifler omuzlarımda,
Bilirim ki uzaklıklar sadece birer yalandan ibaret,
Asıl mesafe, insanın kendi yüreğinde taşıdığı gurbettir.
Ve ben bu gurbetin en koyu, en kimsesiz yerinde,
Sevdana yazılmış son şiiri de tamamlarım:
Ne senden vazgeçerim ne de bu dilsiz bekleyişten,
Gözlerimin kapandığı o son rafta bile,
Yüreğim, senin adınla atacaktır nihayet.
Kayıt Tarihi : 24.08.2026 16:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!